Kapat !
Anasayfa » Sağlık » Diyet » Besinsel Olmayan Yapay Tatlandırıcılarla Kaloriyi Azaltmak

Besinsel Olmayan Yapay Tatlandırıcılarla Kaloriyi Azaltmak



KÂR SAĞLAMA POTANSİYELİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULURSA YAPAY TATLANDIRICILARIN, şekerin yerine konabilecek bir şey bulma sorununa kendini adamış şirketler için çalışan akıllı kimyagerler tarafından geliştirildiği düşünülebilir. Ama durum böyle değildir. Piyasada olan yapay tatlandırıcıların çoğu genellikle baştan savma laboratuar çalışmalarının bir sonucu olarak kazara keşfedildi. Ancak bu deneyleri yapan bilimadamları önemli bir keşif yapıldığını fark edecek kadar da akıllıydılar.

Piyasaya çıkma başarısını gösteren ilk yapay tatlandırıcı sakarindi. Tıpkı onun izinden gelen diğerleri gibi en başından beri tartışmalara neden oldu. Alman bir kimyager olan Constantine Fahlberg, Baltimore’daki Johns Hop-kins Üniversitesinin önemli bilimadamlarmdan Profesör Ira Remsen’le çalışmak üzere ABD’ye gelmişti. Fahlberg’in görevlendirildiği proje pek de heyecan verici değildi. Tolüen sulfonamidler olarak bilinen belli başlı katranlı türevlerin oksidasyonunu çalışmak üzere görevlendirilmişti. Alman bilimadamı hayli özensiz bir kimyager olacak ki laboratuardan çıkmadan önce genellikle ellerini yıkama zahmetine bile girmiyordu. Ancak bu özensizlik onun başına konan bir talih kuşu oldu.

Yapay Tatlandırıcılar

Bir gün akşam yemeğinde Fahlberg eline aldığı bir dilim ekmeğin garip biçimde tatlı olduğunu fark etti ve hemen laboratuarda üzerinde çalıştığı bir maddenin içindeki bu tatlı tadın peşine düştü. Bu konuyu Remsen’le de paylaştı ve 1880’de iki bilimadamı bulgularını American Chemical Journal’da yayınlayarak yeni bileşiğin şekerden yüz kat daha tatlı olduğunu belirttiler. Remsen olaya daha kuşkuyla bakıyordu ancak Fahlberg bunun ticari potansiyelini hemen gördü. Şeker fiyatlarının çok yükseldiğini biliyordu ve düşük maliyetli bir tatlandırıcı memnuniyetle karşılanacaktı. Fahlberg, diyet yapanların da bu yeni ürünü cazip bulacaklarını düşündü. Buluşunu Latince’de şeker anlamına gelen “sakarin” (saccharin) terimiyle adlandırdı ve bunu elde etme yönteminin gizlice patentini aldı. Birkaç yıl içinde dünyanın ilk ticari besinsel olmayan tatlandırıcısı haline gelen sakarin Fahlberg’i zengin etti.

Remsen, kendisinin ya da Johns Hopkins Üniversitesinin sakarinden bir kuruş bile kazanmamasına içerlemedi. O, bilime yürekten inanan saf bir bilimadamıydı ve araştırmasının maddi kâr getirip getirmemesine fazla önem vermiyordu. Ancak buluşun üstüne tek başına konan Fahlberg’e karşı yoğun bir nefret duymaya başladı. Sık sık, “Fahlberg alçağın teki” dedi, “ve onunla birlikte adımın anılması midemi bulandırıyor.” Öyle ya da böyle bu önemli buluş sonsuza kadar iki adamın adıyla birlikte anıldı. Öncelikle, sakarinin ticari olarak üretilmesi üniversite araştırmalarından pazara “transfer edilen teknoloji” olarak ilk örneği oluşturması önemliydi. Ama bundan daha da önemlisi sakarinin besinsel olmayan tatlandırıcı konseptini getirmesiydi ve bu fikir hâlâ tartışmaların odak noktasıdır.



Sakarinin ticari üretimine ilk olarak Almanya’da başlandı, Fahlberg patentini burada almıştı. St. Louis’de bir ilaç firmasının satın alma görevlisi olan John Francis Queeny 1902’de sakarini ABD’de üretmeyi denemeye karar verdi. Burada tatlandırıcı Avrupa’da başgöstermeye başlayan yasal sorunların hiçbiri ile karşı karşı kalmayacaktı. Queeny, 1500 dolar borç aldı ve başlangıçta yalnızca iki çalışanı olan -kendisi ve karısı- bir şirket kurdu. Şirkete isim olarak karısının kızlık soyadını vermeye karar verdi ve böylece Monsanto doğdu. İlk başta şirketin tek ürünü sakarindi ancak kısa sürede çeşitler arttı ve şirket dünyanın en büyük kimyasal şirketlerinden biri oldu.

Tatlandırıcının ilk düşmanı, 1883’te Kimya Bürosu Tarım Departmanı şefliği yapan Dr Harvey W. Wiley’di. Wiley, kullanımları yasalarla belirlenmemiş olan gıda katkı maddeleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Bu, Purdue Üniversitesinde kimya profesörlüğü yaptığı günlerde hassasiyet duymaya başladığı bir konuydu. Gıda güvenliği konusunda bir fanatik haline gelmişti ve kimsayal zanlıları yakalamak için kurduğu ağa sakarin takılmıştı. Sakarine acımasızca saldırdı ve onu “hiçbir besin değeri olmayan ve sağlığa korkunç zararlı olan katranlı bir yan ürün” olmakla suçladı. Wiley için büyük bir talihsizlik olarak Başkan Theodore Rooselvelt’e doktoru tatlandırıcıyı reçeteyle vermiş ve başkan da ona bayılmıştı. Roosevelt, “Sakarinin sağlığa zarar verdiğini söyleyenler aptaldır” şeklinde bir açıklama yaparak Wiley’in yetkilerini azaltmaya karar verdi. Başkan bir “bilimadamları jüri heyeti” kurdu ve ne gariptir ki Wiley’nin tavsiyelerini mercek altına alması için başına Ira Remsen’i getirdi. Heyet, sakarini güvenli buldu ancak kullanımının diyabetiklerin yaşadıkları zorlukları kolaylaştırmakla sınırlı tutulması gerektiğini öne sürdü. Bu önerinin hiçbir yasal zorunluluğu yoktu ve halkın besinsel olmayan tatlandırıcı ihtiyacını tatmin etmek için manevralar yapan dev endüstrisi karşısında kısa zamanda unutulup gitti.

1977’de sakarin yine bir sorunla karşılaştı. Kanada menşeli bir çalışma, günde 800 diyet içeceğe eşdeğer miktarlarla beslenen erkek sıçanlarda ancak anneleri de aynı dozu almışlarsa mesane kanseri görülmesinde artış olduğunu öne sürdü. Sakarin yanlılarının insanlarla ilgisi olmadığını söyleyerek saçma buldukları bu çalışmaya dayanarak Kanada, sakarinin bir gıda katkı maddesi olarak kullanımını yasakladı ancak tatlandırıcı olarak kullanılmaya devam edilmesine izin verdi. Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu (Wiley’nin bürosunun devamı olan kurum) da bir yasak önerisinde bulundu ancak büyük bir halk tepkisi Kongrenin sakarinin piyasadan kaldırılması kararını ertelemesine yol açtı. Bir katkı maddesi olarak kullanılmaya devam edilmesine izin verildi ancak bilindik küçük pembe paketlerin üzerine “sakarinin deney hayvanlarında kansere yol açtığı bilinmektedir” yazan bir uyarı etiketi yapıştırma zorunluluğu getirildi.

Devam eden araştırmalar sakarinin kanserojen olarak tüm suçlardan beraat ettirmekte başarılı olamadı ancak insanlar üzerindeki epidemiyolojik çalışmalar, herhangi bir risk varsa bile bunun çok küçük olduğunu gösterdi. Sonunda 2000 yılında Amerikan hükümeti sakarini insanlarda kansere yol açan maddelerden oluşan resmi listesinden kaldırdı ve Başkan Clinton, ürünün üzerine uyarı etiketi yapıştırılması zorunluluğunu kaldıran bir yasa tasarısını imzaladı. Kanada hâlâ sakarinin katkı maddesi olarak kullanılmasına izin vermiyor.

Sodyum siklamatın durumu biraz daha farklı. Bu madde ABD’de kansere neden oluyor ancak Kanada ya da dünyamn diğer 55 ülkesinde kanser yapmıyor. Bu yapay tatlandırıcı 1969’da FDA (Food and Drug Administration / Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından yasaklandı ancak diğer her yerde çatır çatır satılıyor; bu da aynı bilimsel kanıta dayanmasına rağmen farklı ülkelerin farklı sonuçlara ulaşabileceğini gösteriyor. Bu nasıl olabilir? Ya kanıt kesin değildir ya da belki de bilimin dışında başka faktörler devreye girmektedir.



İlginizi Çekebilecek Benzer Konular


Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*