Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar?

Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar?

Kadın olarak yapmamız gereken, bir an önce yaradanın bizi yaratırken bahşettiği özellikleri hatırlayıp, fabrika ayarlarına geri dönmek…

Yüzyılın sorusu… Üzerine yüzlerce şiir, makale, roman yazılsa da ve sanat eserlerine konu olsa da, cevabı hala tam olarak verebilen var mı emin değilim. Dönüp insanlarla bu konuyu konuşmaya başladığımda, farkındalık düzeyinin artmış olduğunu görüyorum. Farkındalıktan kastettiğim en azından farklı düşündüğümüzün ve olaylara yaradılış itibariyle farklı tepkiler verdiğimizin anlaşılmış olması. Bu neyi değiştiriyor?

Bazen hiçbirşeyi, bazense anlayışı. Son dönem kitaplarına baktığımda ilişkilerle ilgili kitapların tamamen kadınlara yazıldığını görüyorum. Hep bir kadının, bir erkeğe nasıl davranması gerektiği anlatılıyor, ilk başlarda; “Neden erkekler için böyle kitaplar yok?” diye düşünürken, cevabın gelmesi hiç zor olmadı. Sebebi belli; kadın doğası gereği elindekini değerlendiren, kurgulayan, kuran, yaratan olduğu için bir erkeğin verdikleri ve kendinden ekledikleriyle, bir ilişkiyi kurgulayan ya da yuvayı yapan taraf oluyor. Kadınlara taktik veren uzun uzun yazılmış kitaplardan anladığım şeyi tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, ‘kaçan kovalanır’ demek hiç de zor değil. Şimdi “Evet ama neden böyle olmak zorunda?” dediğinizi duyar gibiyim.

Erkekler ne soyler kadinlar ne anlar

Etrafımda, “Olduğum halimle ne geliyorsa onu yaşamak istiyorum” diyen ve artık çığlığa dönen birçok kadın sesi duyuyorum. Erkeğin ilk çağlardan beri avlanıyor olduğunu düşünüp bunu ilişkilere taşırsak, aslında iş biraz daha kolaylaşıyor. Erkek kovalıyor, kadın bir süre uğraştırıyor. O aradaki kovalamaca içinde geçen zamanda heyecan artıyor. Avını yani kadını kendine çekebilmek için taktikler geliştiriyor. Taktik için biraz tanıması gerekiyor. Tanımak için kadının hayatına bir yerlerden dahil olmaya çalışıyor. Yaptıklarına, yapmadıklarına, nasıl yaşadığına, nelerden hoşlanıp, nelerden hoşlanmadığına kafa yoruyor. Bu dönemde kadın erkeği hayatına almak istiyorsa, bir flörtleşme de kendiliğinden geliyor ve olay anlam kazanıyor. Kitapların söylediği, bu dönemi biraz uzatmak gerektiği… Bu dönem ne kadar uzun olursa, erkeğin var olduğunu hissetmesini sağlayan o bir şeyler yapma ve yaptıklarının hoşlandığı kadın tarafından görülmesi durumu anlam buluyor. Anlam buldukça hem verdiği değer hem de heyecan ve tutkusu artıyor. Yani kısacası erkeğin kadını için yaptıklarının görülmesine ve onuriandırılmasına ihtiyacı var. Erkek kendine ihtiyaç duyulmasını önemsiyor. Kavanoz kapağı açtırmak da buna dahil…

Biz son yüzyılın modern kadınları olarak birçok şeyi tek başımıza yapmaya alıştık. Evimizin ampulünü kendimiz değiştirmekten tutunda herşeyi kendimiz halledebiliyor durumdayız. Çünkü çalışıyor, maddi özgürlüğümüzü kendi kendimize sağlıyoruz. Evimizi, işimizi, sosyal hayatımızı ve ailemizi kendi koyduğumuz kurallarla en iyi şekilde yönetiyoruz. Hatta geldiğimiz noktada, “Zaten mutluyum o yüzden hayatıma bir erkek girecekse, daha mutlu olacaksam gelsin” diyoruz. Bir erkeğe bunu söylediğimizde ise yanımızdan hızla uzaklaştığını görüyoruz. Neden mi? Çünkü kendine ihtiyaç duyulduğunu hissetmiyor. Yani kahraman olacağı bir zemin göremiyor.

Bir diğer konu da biz kendine yeten kadınların eril enerjileri ile dişil enerjilerini dengeleyememeleri… Savaşmak, yüzyıllardır erkeğin işiydi. Biz ise şu anda her sabah evden çıkarken aynı bir erkeğin evden çıkışı gibi çıkıyor, tüm günü yine erkek gibi savaşarak geçiriyoruz. Zamanla da dişil enerjimiz baskılanıyor. Kadın gibi olmayı, davranmayı unutuyoruz, işte bu noktada kendimize dönüp biraz bakmamız ve.sağlam bir ilişkiyi yaşamak istiyorsak, dişil enerjilerimizi ortaya çıkarmamız gerekiyor. Giyim kuşam, kariyer ve statü hoş da, erkek karşısında kadın görmek istiyor. Bu da kendini ancak hal, tavır ve hareketlerle gösterebiliyor. Eskiden kadınlar ortada adam yok derken, şimdi erkeklerde ortada kadın yok diyor. Bu nasıl bir ikilem? Bu noktada kadın olarak yapmamız gereken, bir an önce yaradanın bizi yaratırken bahşettiği özellikleri hatırlayıp, fabrika ayarlarına geri dönmek…

Kitapları boşverin demiyorum ama ilk iş dişil enerjiyi ortaya çıkarmak olmalı. Hadi bu ay bunun üzerinde biraz çalışın. Bu yazının devamı gelecek.

PINAR SALAHOGLU

Eğitimci, Wellbeing Coach




Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir