Anasayfa » İlişkiler » Aşk - Sevgi - Mutluluk » Hayat Kaliteni Mutlulukla Arttır

Hayat Kaliteni Mutlulukla Arttır



Herkes bunu konuşuyor. Kimisi uygulayabildiğim söylüyor, kimisi ise ben bunu yapamıyorum eliyor, iyi hissetmek adına isin sırrının “anda kalmak” olduğunu söyleyenler, gerçekten ne kadar anda kalabiliyor merak ediyorum.

“An”da Kalmak veva “An”ı Yaşamak…

Mutluluğun tek formülünün bu olduğunu düşünmüyorum ama anda kalmakla kastedilen durum aslında “anın keyfini çıkarmak” olarak ifade edilse, bence daha anlamlı olacak. Güzel bir manzaranın fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmak mı? Yoksa o süre zarfında o manzaraya bakmak mı? Aşırı kısıtlayıcı bir beslenme ve egzersiz programı yaparak, üç ay sonraki tatilde nasıl harika görüneceğini düşünmek mi? Yoksa üç aylık bu zaman zarfında daha mutlu olmak mı? Bunlar tamamen kişinin tercihi ile alakalı. Sosyal medyaya fotoğraf yükleyenler ya da üç ay boyunca tatile odaklananlar daha mutsuz demek yanlış olur. Fakat bu noktada, hayatın her alanında olduğu gibi yine sürdürülebilirlik konusuna dönmek lazım. Genel anlamda geçmişe dair pişmanlıkları ve ileriye dönük kaygıları daha az olan bireyler daha mutlu ve anın keyfini daha çok çıkarıyor. Peki, pişman olmamak ya da daha az kaygı duymak için ne yapmak lazım?

ONAYLANMA MESELESİ

Sosyal hayvanlar olarak etkileşime ihtiyaç duyarız. Bu sağlıklıdır. Bu etkileşim ve geri bildirim mekanizmalarında, bireylerin onaylanma-kabullenme şemaları büyük rol oynar. Mesela bir çocuk resim yaptığında, “Harika olmuş prensesim, sen müthiş bir ressamsın, en güzel resimleri hep sen yapıyorsun” demek ne kadar sakıncalıysa, hiç tepki vermemek de o kadar sakıncalı.

Yediden yetmişe herkesin geri bildirime ihtiyacı var. Ancak kişi ne kadar çevresindekilerin onayına ihtiyaç duyarsa, o kadar dışa bağlı yaşar ve bu hiç arzu edilen bir durum değildir. Kişi, kendi varlığına, yeteneklerine ve yaptıklarına, kendi onaylaması ile devam ettiğinde başka ortam ve değişen koşullarda mutlu olmaya da devam eder.

içinden zaman zaman, “Ne yaparsam yapayım, kimseyi mutlu edemiyorum” diyorsan belki de artık bu çabadan vazgeçmenin zamanı gelmiştir.

Enerjini kendi mutluluğun için sarf et. Çünkü herkesi aynı anda mutlu etmek pek mümkün değil. Zaten böyle bir misyonun da olmasın.

Bu arada, sadece iç onaylanmaya sahip olmak da bir ütopya. Herkes birbirinden etkilenir. Etkilenmelidir de… Yeter ki iç onaylanmaların, dışa bağlı onaylanmalarından daha çok olsun. Burada yapabileceklerin arasında; kendini küçük başarılarında bile takdir etmek, seni sen yapan şeyleri anlamak ve bunların altını çizmek, yaptığın hataları olabildiğince hızlı kabullenip çözüm aramak, sonraki beş adımda ne yapacağını düşünmektense önce bu zamanı nasıl iyileştirebileceğini düşünmek olabilir.

STRESİ NASIL BİLİRSİN?

Stresi büyük çoğunlukla kötü biliriz. Kendisi kalp-damar hastalıklarının ve erken yaşta kalp krizlerinin sinsi sebebi. Belki yüzündeki sivilcelerin, karnındaki şişliğin ve uykusuz gecelerinin de sorumlusu. Mutluluğunun önünde duran en büyük düşmanın… Değil mi? Değil! inanmayacaksın ama aslında stres çok iyi biri.

Uzmanlar, stresi yok etmeyi asla istemez. Aksine, amaçları ortaya çıkan bu harika enerjiyi yönetmektir. Stres, iyi yönetilmediğinde hayatını karartabilecek, iyi yönetildiğinde ise seni başarıdan başarıya koşturacak müthiş bir enerjidir. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, en yüksek ölüm oranları sıralamasında 15. sırada stresin kendisi değil, stresin kötü olduğunu düşünmek var! Buradaki iyi haber şu: Aslında stres yaratan durumlarda vücudun bununla mücadele etmek için yoğun bir efor sarf ediyor. Kalbin hızlanıyor, hormonların salgılanıyor. Bunlar aslında içinde bulunduğun zor ve sıkıntılı durumla mücadele etmen için sana hizmet ediyor. Olaya hiç bu açıdan bakmayı denedin mi?

Oksitosin isimli, içimizde sevgi seline sebep olan hormon da bir stres hormonu. Seni, hem kendin için sevdiklerinden yardım istemeye teşvik ediyor, hem de yine sevdiklerine yardım etmen için itici güç sağlıyor. Sadece bu anlattıklarımı hatırlamak bile, strese girdiğin anda onu yönetme konusunda olumlu etki yaratabilir.

Ne kadar çok pratik yaparsan, o kadar etkili. Şimdi gözlerini kapat ve 15 saniye boyunca kendini en huzurlu hissettiğin yerde (deniz kenarı, bulutların üstü, sevdiğinin yanı, annene sarıldığın an gibi) hayal et. Bunu yaptığında eminim ki gözlerini açman 15 saniyeden daha uzun sürecek.

Sorun şu ki, trafikte biri sana makas attığında, bebeğin hiç durmadan ağladığında, patronun işi bitirmen için başında beklediğinde, gözlerini kapatıp olumlu düşünmekten ve nefes egzersizi yapmaktan daha hızlı, pratik bir yola ihtiyacın var. Bunun için, kendi içinde küçük bir kodlama çalışması yapabilirsin. Trafikte sinirini bozan arabaya içinden kötü kelimeler söylemek, durumu değiştirmenin aksine seni daha kötü hissettiriyor. Ve stresin olumsuz etkilerini pekiştiriyor, işin kötüsü durumu da değiştirmiyor. Olumsuz bir davranışa karşılık kötü kelimeler söylemek yerine hemen aklına gelecek ve iyi hissettirecek kod kelimeni söyle. Mesela “teşekkür ederim” diyebilirsin. Evrensel olarak anlamı hepimiz için olumludur. Dolayısıyla -sen inanmasan bile fizyolojini bir noktaya kadar kandırabilir, istersen sen bu kodu, “mavi” de yapabilirsin. Sadece sende iyi duygular hissettiren bir şeye odaklan yeter. Dene, emin ol işe yarayacak.

Mutlaka Okuyun:  En büyük korkunuz terk edilmek olmasın


BİZİ ÖLDÜRMEYEN HER ŞEY, GERÇEKTEN BİZİ GÜÇLENDİRİYOR MU?

Olaya ölmek olarak bakmazsan, bence güçlendirebilir. Hayatında aşılacak hiçbir engelin, ulaşmak istediğin hedefin ya da yönetmen gereken stresin olmadığını bir düşünsene. Aslında olabilir. Bu bir hayal değil, içinde hiçbir arzu olmadan yıllarca sabit olarak bir yerde oturabilirsin. Peki, gerçekten hayattan beklentin bu mu?

Sende en çok strese sebep olan şeyler, hayatta en kıymet verdiğin şeyler oluyor genelde. “Çocuğum iyi bir eğitim alacak mı?” diye kaygılanan bir annenin, aynı zamanda en kıymetli şeyi çocuğu… Ne zaman anne olan bir danışanım çocuğıfyla ilgili bir problemden dert yansa, “Çocuğunuzun doğduğu güne gidip, hiç olmasaymış demek ister miydiniz?” diye soruyor ve kocaman bir “Tabii ki hayır” cevabı alıyorum. Kariyerinde emin adımlarla ilerlerken strese girdiğinde, tek bir istifa ile buna son verebilirsin. Fakat bunu gerçekten ister misin? Olay tamamen senin duruma bakış açın ve algılarını yönetmenle alakalı.

“Olumlu düşünelim, her şey tozpembe” demiyorum. Sadece hayatta elde etmek istediğimiz şeyler için bazen yorulmanın da gayet doğal olduğunu söylüyorum. Her strese girdiğinde içinde kocaman bir enerji olduğunu hatırlaman, o enerjiyi başarmak istediğin işlerde kullanmana destek olur. Kendini bu yolda eğitebilir, hatta fizyolojini bile kandırabilirsin.

Aşman gereken her engelde, “Bunun benzerini aşmıştım, bunu da yapabilirim, sonra daha iyi hissedeceğim” diyerek devam etmen, süreci daha konforlu ve huzurlu hâle getirir. Eğer seni öldürdüğünü düşündüğün durumun mutluluğunla hiçbir alakası yoksa, zaten hayatında yer etmesine izin verme. Mantıklı düşündüğünde, hayatta “yapmak zorundayım” diyeceğin o kadar az şey var ki… Söylenmek, yapman gereken işi ertelemek için harcadığın, işlevi olmayan koca bir zaman kaybı. Duygularını olumsuz ifade ettikçe, olayla ilgili olumsuz düşüncelerin de artar. Eyleme geçiş süren uzar. Süre uzadıkça stres seviyen de yükselir ve bu durumu yönetme gücün azalır. Yapman gereken işi hemen yapmak istemiyorsan, söylenerek zaman harcamak yerine bir kahve alıp -bilinçli şekilde 10 dakika mola verip-başlaman çok daha mantıklı. 10 dakika kaybetsen de, hiç olmazsa bu süreyi olumlu düşüncelerle geçir.

Stresin bittiği, aşılacak hiçbir engelin kalmadığı zaman, öldüğümüz an olacak. Ben, insanların hayatını daha uzun ve sağlıklı yaşaması için çaba sarf eden bir uzman olarak, o zamanı olabildiğince uzak bir tarihe taşımak için çalışıyorum. Sen de kendin için bir adım atarsan, bence çok daha mutlu olabilirsin.

BİZE MUTLULUĞUN RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN PIRIL?

Yapamam ama bilimsel olarak muhtemel mutluluğa ulaşma teorilerinden sana bahsedebilirim. Herkesin kendini gerçekleştirme hedefi birbirinden farklıdır. Kimine göre, dünya üzerinde gördüğü ülke sayısıdır.

Kimisi için para ya da sevdiklerinin yanında olması olabilir.

Bahsetmek istediğim ise tüm insanlar için geçerli olabilecek durumlar…

Psikoloji dalında ilk ve tek Nobel ödülüne sahip oian Daniel Kahneman, bütün akademik çalışma zamanını insanların neyi, neden ve niçin yaptığı hakkında araştırma yaparak geçirmiş. Sonunda ekonomi ile psikolojiyi birleştirmiş ve Nobei’e layık görülmüş. Çalışmaları sırasında insanları neyin mutlu ettiğini anlamak için, mutlu oldukiarı anları not etmelerini istemiş. Genel olarak insanlar, seks, yemek yemek ve sevdikleriyle zaman geçirmek gibi yanıtlar vermiş. Fizyolojik olarak üreme ve hayatta kalmak için karnını doyurmayı anlamdırmak, bir davranış bilimci için zor olmamış tabii ki. Ancak insanların sevdikleriyle vakit geçirdiğinde neden mutlu olduğunu anlamak için daha çok araştırma yapmasını gerekmiş. Sonuç olarak, fizyolojik ihtiyaç olmayan durumlardan birkaç çıkarım yapmış: Daha büyük bir aile, zümre ya da topluluk içinde olanlar ve başkalarına iyilik yapanlar daha mutlu. Sosyal etkileşimi yüksek, ileriye dönük hedefleri olan, herhangi bir konuya tutku ile bağlı ve bilgi sahibi olmaya çalışanlar da mutlu.

Şimdi mutlu olmak adına (muhtemelen yarısını yapmayacağın) bir “yapılacaklar listesi” oluşturmanı istemem. Sadece seni ne mutlu ediyorsa bunu düşünmen yeterli. Bunları yaz ya da çiz. Kısa vadeli, gerçekçi ve birkaç adımdan oluşan bir aksiyon planı yap.

Her şeyi değil, seni en çok mutlu eden şeyleri üst sıralara koy. Her ilgi duyduğun şeyle değil, en çok ilgi duyduğun bir, iki şeyle başla. Bu listedekiler gerçek hayatınla ne kadar uyum sağlarsa o kadar mutlu olacaksın.

Yazı: M. Pırıl Şenol Duru




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*