Kapat !
Anasayfa » Sağlık » Genetiği Değiştirilmiş Gıdaların Zararları

Genetiği Değiştirilmiş Gıdaların Zararları



Besinlerimizin Genetiğiyle Oynamak

ANTİK YUNANLAR, GENETİĞE VAKIF DEĞİLLERDİ. ZÜRAFANIN DEVEVLE LEOPAR ARASI bir şey olduğunu düşünüyorlardı ve devekuşu da devenin serçeyle çifleşmesi sonucu oluyordu. Bir kuş için çok zor bir şey, değil mi? Neden böyle inançlara sahiplerdi? Çünkü gerçeklerin olmadığı yerde hayalgücü devreye giriyordu. Bugün bile hâlâ öyle. Yakın zamanda yapılan bir anket, Avrupalılar’ın üçte birinde domatesin yalnızca genetiği değiştirildiğinde gen içerdiği inancı olduğunu gösterdi.

Besinlerimizin Genetiğiyle Oynamak

Bu tür araştırmalar, genetiği değiştirilmiş besinlere halkın tepkisini ölçmek için yapılır. Bu, 1900’lerde pastörizasyonla tanıştığımızdan bu yana besin güvenliği alanında belki de en tartışma yaratan olaydır. O zamanlar aktivistler bu yeni prosesin sütün besin kalitesini yok ettiğini öne sürerek insanlara şiddetle reddetmelerini önerdi ve hatta “ölü bakteriler” tükettikleri için yaşayacakları korkunçlukları anlattılar. Tabii ki asıl endişe edilmesi gereken E. coli ve Salmo-nella gibi canlı bakterilerdi. Bugün bile sağduyuya rağmen çiğ süt ürünlerini destekleyenler var ve bunlar pastörizasyona karşı duruşlarını bir insan hakkı (seçme özgürlüğü) meselesi olarak sunuyor.

Bugünün öcüsü pastörizasyon değil genetik değiştirme. Hemen herkesin konuyla ilgili bir görüşü var ancak çoğunlukla bu görüş bilimsel verilere değil de kulaktan dolma bilgilere ve duygusallığa dayanıyor. Tüketiciler “Frankes-tein gibi besinler”den söz ediyor, aktivistler geni değiştirilmiş mısırların ekildiği deneysel tarlalara saldırıp tahrip ediyorlar ama bir yandan da bu mısırların etkileri hakkında daha fazla araştırma yapılması gerektiğini haykırıyorlar.

Genetik değiştirmeyle ilgili tartışmalı noktaların olmadığını iddia edecek değilim. Bu, tüm yeni teknolojilerde olur. Genleri değiştirilmiş besinlerin hiçbir gizli tuzağının olmadığına dair bilimadamlarının garanti vereceğini de söylemiyoröm kesinlikle. Kimse böyle bir şeyin garantisini veremez. Genleri değiştirilmiş besinlerin güvenliğiyle ilgili koşulsuz güvence peşinde olmak kesinlikle saflık olur. Yaşamın diğer alanlarında bu tür güvenceler vermiyoruz ki. Düşmeyeceğine dair güvence almadığımız sürece bir uçağa binmeyeceğimizi söylemiyoruz çünkü bunun mantıkdışı bir istek olduğunun farkındayız. Uçağa biniyoruz çünkü yararlarının riskine göre daha ağır bastığını biliyoruz. Genetiği değiştirilmiş besinlere de böyle bakmamız gerekir.

Her şeyden önce şu anlayalım ki bir şey yalnızca Monsanto, Novartis, Astra Zeneca ya da biyoteknoloji ile ilgili herhangi bir şirketin çıkarına olduğu için halk sağlığına zararlı olmak zorunda değil. Bazı felaket tellallarına kulak verirseniz bu şirketler yalnızca kâr uğruna zehirleri bize kakalamaya çalışıyorlarmış gibi bir izlenime kapılırsınız. Ancak hiçbir şirket bize tehlikeli maddeler pazarlayarak kendi varoluşunu ya da kârını tehlike altına atmak istemez. Genetik değiştirme ve bunun güvenlik boyutlarıyla ilgili bol miktarda araştırma yapıldı. Karşı çıkanların malzeme ettikleri potansiyel sorunların çoğuna aslında endüstri tarafından uzun zaman önce dikkat çekilmişti. Değiştirilmiş besinler için yapılan alerji testleri teknolojinin başlangıç aşamasından itibaren sürmektedir. Protein kalitesini arttırıp daha iyileştirilmiş hayvan yemi elde etmek için soya fasülyesine Brezilya cevizi geni eklenmesi alerji yapan bir maddenin de transferiyle sonuçlandı. Başka bir deyişle Brezilya cevizine alerjisi olan biri geni değiştirilmiş soya fasülyesi yediğinde reaksiyon gösterebilirdi. Ancak bu sorun rutin testlerle tespit edildi ve yalnızca hayvan yemi olarak kullanılma niyetiyle üretilen bu soya fasülyesi piyasaya hiç sürülmedi.

Şunu da belirtmeliyiz ki bazı insanların alerjisi var diye fıstığı, çileği ya da balığı yasaklamayız. Ve bu alerjiler değiştirilmiş besinlerin teorik alerjilerine kıyasla çok daha etkilidir. Üstelik genetiği değiştirilmiş fıstıkta alerjiye neden olan protein de ortadan kaldırılabilir.



Genetik değiştirmeye karşı olanlar, daha iyi türler elde etmek için bitkilerin normal melezleme işlemiyle tatmin olmamız gerektiğini öne sürer. Peki bu işlemin istenmeyen kimyasalları ortaya çıkarmayacağının garantisi nedir? Örneğin doğru yapılmış melezleme işlemi haşerelere karşı daha dirençli bitkiler verir. Haşereler neden bunlara gelmez? Çünkü bu bitkiler, diğerlerinden daha çok doğal toksin içerir. Bu doğal pestisitleri yemenin insanlarda ne gibi sonuçlara yol açacağını kimse bilmez. Neden aktivistler tüm melez bitkilerin ya da daha iyisi tüm bitkisel besinlerin doğal toksinler bakımından test edilmesini talep etmiyor?

Genetik değiştirmenin elle tutulur yararları vardır. Bunlardan biri beslenme yetersizliği ile mücadele etmektir. İnsanlar beslenme yetersizliğini düşündüklerinde genellikle akıllarına açlıktan ölen çocuklar gelir. Ancak günümüzde var olan tek beslenme yetersizliği türü bu değildir. Aslında en yaygın beslenme yetersizliği demir eksikliğidir ve bu zekâ geriliğine, bağışıklık sisteminin baskılanmasına ve hamilelikte komplikasyonlara yol açabilir. Dünyada milyonlarca insan demir eksikliği anemisinden muzdariptir. Çoğu, temel besin maddesi olarak çok az demir içeren pirinçle yaşar ve içerdiği demir de fıtat denen maddelerin varlığı nedeniyle emilemez. Bu bileşenler sindirim yolunda demiri tutarak bağırsak duvarını geçip kana aktarılmasını büyük oranda önler.

Genetik değiştirme, daha fazla demir içeren bir pirinç çeşidiyle sonuçlandı. Bu, kuru fasulyeden ayrıştırılan bir genin pirinç DNA’sına eklenmesiyle başarıldı. Bu özel gen ferritin denen ve demir depolayan bir proteinin sentez-lenmesi için kodlanmıştı. Başka bir deyişle pirinç artık topraktan daha fazla demir toplayabiliyordu. Ardından mantardan alınan ve fitatı parçalayan bir enzim için kodlanan başka bir genle birleştirildi ve böylece daha fazla demir içeren bir sonuç elde edildi.

Temel besin kaynağı olarak pirinçle beslenen topluluklar A vitamini eksikliği de çeker. Bunun nedeni pirincin içindeki beta karoten miktarının az olmasıdır. Bu vitaminin eksikliği gelişen dünyada en büyük körlük sebebidir. 250 milyon çocukta A vitamini seviyelerinin görme bozukluğu yaratacak kadar düşük olduğu tahmin edilmektedir. A vitamini yokluğu aynı zamanda çeşitli kanser türlerine ve cilt sorunlarına yatkınlığı da beraberinde getirir.

A vitamini eksikliği, pirinç ununa beta karoten sentezini arttıracak proteinler için kodlanan genler uygulanarak giderilmiştir; bu genlerin ikisi nergislerden, ikisi de bir bakteriden alınmıştır. Pirinç, beta karatenle güçlendirildiğini açıkça belli edecek şekilde sarıdır. Milyarlarca insanı etkileyen beslenme sorunlarını azaltabilecek bir tür olan “süper pirinç” üretmek için demir bakımından zengin pirinçle betakaroten bakımından zengin pirincin melezleme deneyleri devam etmektedir.

Daha pek çok ilginç olasılık vardır. Brokolide bulunan sülforafan gibi kanserle savaşan bileşenlerden daha yüksek seviyelerde bulunduran genetiği değiştirilmiş besinlere de ne dersiniz? Ya da raf ömrü uzatılmış taze meyve ve sebzelere? Yenilebilen aşılara? Tuzlu toprakta büyüyebilen tahıllar? Hepsi de gerçekçi olasılıklar…

Eleştirmenlerin akıllarının iyice karıştığını duyabiliyorum. Delici mısır kurduna karşı korumak için Bacillus thuringiensis (Bt) bakterisinden alman bir genle değiştirilen mısır tarafından öldürülen kral kelebeklerinden neden söz etmiyorum? Ya da herbisite karşı dayanıklı olması için genetiği değiştirilen mahsûllerle çapraz tozlaşma yüzünden dayanıklılığı arttırılan yabani otlardan? Ya da genetiği değiştirilmiş patatesle beslenen farelerin gastrik sorunlar yaşadığını öne süren bir çalışmadan? Çünkü bana kalırsa mevcut bilimsel literatüre göre bu endişeler incelenmiş, ya hiç olmadıkları ya da çözülebilir oldukları tespit edilmiştir. Örneğin bir mısır tarlasını birkaç sıra BT siz mısırla çevirmek kral kelebekler sorununu en aza indirir.

Genetik değiştirme kocaman ve karmaşık bir bilimsel, ekonomik, siyasi ve duygusal meseledir. Gelecekte bir gün zararlı olduğu kanıtlanırsa bunu destekleyenler ayvayı yiyecek. Ancak o zamana kadar büyük olasılıkla ayvanın besleyici ve lezzetli, genetiği değiştirilmiş versiyonunu yiyeceğiz.



İlginizi Çekebilecek Benzer Konular


Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*