Kapat !
Anasayfa » Sağlık » Kanola, mısırözü, ayçiçeği, soya, pamuk, fındık vb. yağlar

Kanola, mısırözü, ayçiçeği, soya, pamuk, fındık vb. yağlar



Kanola, mısırözü, ayçiçeği, soya, pamuk, fındık vb. yağlar

Soya, mısır, kanola ve pamuk dünyada en çok GDO’lu ekimi yapılan bitkilerdir. Üstelik bu bir iddia değil, resmi verilere göre böyle. “GDO’lu ürün yemem” dediği hâlde bize yediren Tarım Bakanının söylediğine göre; GDO’lu ürünler “Mısır, pamuk, soya ve kolzadır (kanola).’ Bitkisel Sıvı Yağlar Sektör Araştırması raporunda durum şöyle anlatılıyor: “Hibrit tohumlukların çiftçiler tarafından yaygın olarak kullanılmasını teşvik etmek için, genel bir tohumluk destekleme politikası uygulanmaktadır. Destek genellikle tohum ıslah firmalarına ve bayilere verilmekte olup, üreticilere bir ödeme veya yağlı tohumlar için özel bir tohumluk sübvansiyonu bulunmamaktadır. Yağlı tohumların desteklenmesine yönelik politikalar, yıldan yıla önemli değişiklikler göstermiş ve bu politikalar genellikle kısa dönemli popülist anlayışlarla oluşturulduğu için, beklenen faydanın elde edilmesine hizmet etmemiştir!

gurme

Günümüzde en çok tüketilen yağların başında, ayçiçeği yağı gelir. Ayçiçeği yağının mazisi, sanılanın aksine zeytinyağı gibi çok eski değildir. Bir Amerika bitkisi olan ayçiçeği, esas ülkesinde çok rağbet görmemişti. 1500’lü yıllarda İspanyaya getirilen ayçiçeği, Avrupa’ya bir süs bitkisi olarak yayıldı. İlk kez 1716 yılında İngiltere’de, ayçiçeği tohumundan yağ elde edilmesi ile ilgili patent hakkı alındı, fakat yağ üretimine başlanmadı. Ayçiçeği yağı ilk kez, Rusya’da 1769 yılında elde edildi. 1830 yılında ise sanayi üretimine geçildi.750 Prof. Dr. Kenal Demirkol, ay-, çiçeğinin ülkemize girişini şöyle anlatıyor: “1960’lı yıllarda Bulgaristan üzerinden ülkemize gelen ayçiçeği yağının, hâlen en çok Trakya’da üretilmesinin ana nedeni de budur. Yanlış anlaşılmasın, bu yağ da çokuluslu şirketler aracılığı ile gelmiştir.

Avrupa Birliği, 2008 yılının son aylarında Ukrayna’dan gelen yağların tüketimini, içeriğinde ‘zehir’ olduğu gerekçesiyle yasakladı. İspanya Sağlık Bakanlığı, halktan ayçiçeği yağı kullanmamasını istedi. Ülkedeki marketlerin raflarından tüm ayçiçeği yağlarını topladılar. Fransa ise ithal edilen yağların bloke edildiğini ve halka satılmayacağını açıkladı. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelere gönderilen yağlarda, AB tarafından yapılan incelemede söz konusu yağlara madeni yağ karıştığı, kimyasal, inorganik maddeler ve asbest içerdikleri ortaya çıktı. Bu yağlardan edinen İspanya, Fransa, İngiltere ve İtalya yağları toplatırken, aynı yağı aynı ülkeden ithal eden Türkiye’de ise ‘sorun yok’ denilerek toplatmaya gidilmedi.

Topraklan boş, çiftçileri işsiz olan Türkiye, mevsimsel değişiklikler olsa bile, yağ ihtiyacının yüzde 70-75’ini ithal ediyor.7,2 Bu da yaklaşık, 1 milyon ton yağ demek.

Yağın önemli bölümünü komşu ülke Ukrayna’dan alıyoruz. İşin ilginç yanı ise Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı bir milletvekili, yağlarda sorun olmadığı iddiasını, Bakanlıktan önce açıklıyor. Bakanlık ise klasik açıklamalarından birini daha yaparak, yağları aklıyor. Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı milletvekili, Takvim Gazetesine verdiği demecinde “İspanyada 1981de, bin 200 kişi yağ yüzünden ölmüş. Bu hassasiyeti artırıyor. Alınan aşırı tedbirler de bu yüzden. Yoksa orada da tehlikeli bir maddeye rastlanmadı” diyor. Ama aynı zamanda, Avrupa Komisyonu Temsilcisi Michael Mann; “İlk iş olarak, tüm Avrupa Birliği ülkelerini uyardık. İçinde petrol atığı bulunan yağ, ilk olarak Fransada ortaya çıktı. Avrupa Birliği ülkelerindeki tüm marketlerden ayçiçeği yağlarını toplattık ve yağın ithalini durdurduk” demişti.

Galiba bu ürünler hakkında daha fazla yoruma gerek yok. Ancak şunu da belirtmeliyiz. Bu tür açıklamalar, çoğu kez meydana gelebilecek iç tepkileri dindirmeye matuf açıklamalardır. Türkiye’de bu ürünler tüketilmeye devam etse de, yasal sorumluluktan kurtulmak için yapılan işlemler gizli olarak yürütülüyor. Tahmin edileceği üzere, sonuçları tabiî ki gizli kalmak kaydıyla. Tıpkı Rusya gümrüklerinden geri dönen tarım ürünlerinin ‘sorun yok’ denilerek, kamuoyunun yanıltılması, daha sonra birçok firmaya ceza kesildiğinin ortaya çıkması gibi. Aslında sorunlar, bundan da ibaret değil.



Tohumlardan elde edilen ham yağlar, rafinasyon aşamasında fiziksel ve kimyasal işlemlere tâbi tutulur. Bunlar “Degumming,nötralizasyon, beyazlatma,deodorizasyon, vinterizasyon ve katkı maddeleridir.” Tüketici; ayçiçeği yağı, fındık yağı yahut zeytinyağı aldığını zannediyor. Fakat bazı firmalar, etiketinde ayçiçeği, fındık veya zeytinyağı yazdığı hâlde, yağma kanola, soya gibi yağları karıştırıyor. Bunu bazen yazmıyor, bazense etikete küçücük yazıyor. Bazı firmalar ise ürün etiketinden tasarruf adı altında, çift yönlü etiket basıyor. Marka gözüktüğü halde, içerik ters taraftan dikkatle okunmadığı müddetçe gözükmüyor. Ayçiçeği yağına kanola karıştırılması da, GDO’lu bitki olan kanola veya soyanın zeytinyağı gibi sağ lıklı bir ürüne eklenmesi de her açıdan sorunlu. Maalesef, piyasadaki hazır yemel fabrikaları, lokantalar ve ambalajlı gıdaların pek çoğunda ‘bitkisel yağ’ adı altındı GDO’lu ucuz yağlar kullanılıyor.

Edirne Ziraat Odası Başkanı Cengiz Yorulmaza göre; “GDO’lu bu yağları kulla nanlarda; sinir sistemi hasarı, körlük, kanser gibi hastalıklara neden olmasına karşın, birçok fast food ve lokanta zinciri tarafından yoğun olarak kullanılıyor. Bunun yanı sıra ayçiçeği yağı gibi yağlara karıştırıldığı gibi, kanola yağı adıyla tüketime sunuluyor. Ancak, yüzde 100 ayçiçek yağı diye karışım yağın satılması, tüketicinin aldatılmasına yol açıyor.”

Kanolayla zeytinyağını karıştıranlar, üç kat fazla para kazanıyor. Meselâ; 18 litrelik kanola yağı tenekesine, 3 ila 5 litre arasında zeytinyağı karıştırıyorlar. Üç katı fiyata zeytinyağı diye satılıyor. Bu tağşiş edilmiş yağı satanlara, sadece para cezası uygulanıyor. Balıkesir Milletvekili de olan Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı Ahmet Edip Uğur; “Zeytinyağı diye pamuk, ayçiçeği veya kanola yağı satılıyor. Ayçiçeği yağı diye de, soya ve kanola yağı satıyorlar. Ambalajı başka, içi başka olan çok sayıda yağ var” diyor.

Kızartmada kullanılan yağların kullanıldıktan sonra lavaboya dökülmesi hâlinde, 1 litre yağ 1 milyon metreküp suyu kirletiyor. Yağdaki bir başka sorun ise, tüketiciye yanmış atık yağların yedirilmesi. Referans gazetesindeki bir habere göre; “Biyodizele çevrilmek için toplanan atık yağlar damıtılarak piyasaya sürülüyor. İnsan ve çevre sağlığı için büyük tehdit oluşturan binlerce ton atık yağ, kayıt dışı çalışan firmalar tarafından damıtılarak piyasaya yemeklik yağ’ olarak sürüldü.”

Çevre ve Orman Bakanlığından lisans alan atık yağ toplama şirketlerinin sayısı 8 iken, sektördeki kayıt dışı firmaların sayısı sadece İstanbulda 19’a ulaştı. 2007de toplanan 2 bin 860 ton atık yağın yalnızca yüzde 10’u biyodizele çevrilebilirken, 40 bin tonluk atık yağın kayıtdışı firmalar tarafından yeniden damıtıldığı ve piyasaya ‘yemeklik yağ’ olarak satıldığı düşünülüyor. Albiyobir Derneği Başkanı; “Sorun bu şirketlerin sadece lisanssız olmaları değil. Bu şirketler topladıkları yağı damıtarak, tekrar piyasaya sunuyor. Atık yağların kanalizasyona boşaltılmayıp toplanması iyi bir girişim olmasına karşın, bu yağların damıtılıp boyanarak yeniden piyasaya sürülmesi, büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Birçok otel, mutfak artıklarım sözleşmeyle aşçıbaşılara devrediyor. 3 öğün yemek için birkaç liraya anlaşan catering firmaları var, mecburen yağın da en kötüsünü kullanıyorlar. Devlet sadece yasa çıkarmakla yetinerek, denetimi sağlamazsa ‘kaş yapayım derken göz çıkarmış’ olacak. Halkın sağlığı tehlikeye atılıyor” görüşünde.

Konuyla ilgili araştırma yapan İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Kenan Demirkol, trans yağlarla ilgili şu uyarılarda bulunuyor; “Kızartmada kullanılan yeni bitkisel yağlarda bile, kişilerde inme ve kalp krizine sebep olan trans yağ asidi bulunduğu için, geçtiğimiz yıl Amerika’da bu yağlarla kızartma yapmak yasaklandı. Trans yağ asitlerinin vücuttan atılması çok zordur. Damarlara yapışır ve direkt tıkanıklık yaratır. Hele hele bu yağları ikinci, üçüncü defa kızartarak kullanmak tam anlamıyla bir cinayettir. Toplanarak tekrar satılan bu yağlar, çağımızın baş belası hastalıkları olan şeker, kalp ve damar hastalıklarının sebebidir.” Bu durumda, bu ülke için gıda terörü’ sıradan bir tanımlama olarak kalıyor.

Fındık yağı tüketsek olmaz mı?

‘Soğuk sıkım sızma zeytinyağı tüketiniz’ şeklindeki öneriler karşısında, ‘fındık veya ayçiçeği yağı tüketsek olmaz mı?’ türündeki sorularla ilgili bir girizgâh yapalım.

1 kg. fındığın fiyatı801 herkesin malûmu. 1 litre fındık yağı için, ortalama 1600 gr. fındık içi gerekir. 1 litre ayçiçeği802 yağı için, ortalama 2600 gr. ayçiçeği içi gerekir. Bugünlerde, 1 litre fındık yağının perakende fiyatı 2-3 TL aralığında, 1 litre ayçiçeği yağının perakende fiyatı ise, 1,5-3 TL aralığında satılıyor. Peki, nasıl olur da bu yağlar bu fiyata satılıyor? Üstelik bu fiyatın içinde; ürün hammadde maliyeti, işleme ve rafine işlemi maliyeti, üretici kârı, vergiler, ambalaj, nakliye, toptancı veya dağıtıcı kârı, perakendeci kârı, reklâm ve tanıtım giderleri de dâhil. Aynı durum soya, kanola gibi yağlar için de geçerli.



İlginizi Çekebilecek Benzer Konular


Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*