Kapat !
Anasayfa » Yaşam » Makale » Sağlık İçin Kime İnanalım?

Sağlık İçin Kime İnanalım?



KİME İNANALIM?

“CEHALETİN EN KÖTÜSÜ. ASLINDA ÖYLE OLMAYAN ŞEYLERİ BİLDİĞİNDEN EMİN olmaktır.” 1800’lerde Mark Twain’in aklından neler geçtiğini tam olarak bilmiyorum ama bugün bu zekice sözü, beslenmeyle ilgili etrafta dolaşan bazı “bilgiler” için geçerli olabilir. O kadar çok saçmalığın içinden insan mantıklı olanı nasıl ayırt edebilir? Birçok bilimsel konunun siyah ya da beyaz olmadığı fakat çeşitli grilerin de bulunduğunu düşünürsek bu sorunun basit bir yanıtı olamaz. Gerçek kimsenin tekelinde değildir. Daha önce aynı meslekten olanlar tarafından değerlendirilip itibarlı dergilerde yayınlanmış bilimsel literatürden elde edilen ortak kararlara dayandırdığımız görüşlerimizi açıkça dile getirmek yapabileceğimiz en iyi şeydir. Maalesef halka bilgi aktarmak söz konusu olunca bilimadamları verileri sessizce ve genellikle sıkıcı bir dille anlatırken aktivistler, kürsülerden bağıra çağıra kükrerler. Ancak dogmaların ve duygusal patlamaların yinelenmesi bilimle karıştırılmamalıdır. Belirli bir örneği incelemenin faydası olabilir.

Bakterilerle Sağlık Kazanmak

Aspartam ve sukraloz gibi yapay tatlandırıcılar daha önce de bahsettiğimiz gibi tartışmalı bir konudur. Karşı olanlar, onlardan uzak durmamız gerektiğine inandırmaya çalışır bizi. Tatlandırıcıları savunanlar ise talimatlara uygun olarak kullanıldığında diyabetliler kadar kalori alimim düşürmek isteyen insanlar için de yararlı olabileceklerini söyler.

Bu savaşta kim kimdir? Bir tarafta Amerikan Ulusal Gıda ve İlaç Kurumu, Health Canada ve dünyanın her yanından 80 ülkenin düzenleyici kuruluşları var. Bunlar kimya, biyoloji, toksikoloji, fizyoloji ve epidemiyoloji eğitimi almış, seçilmiş araştırmacılar ve tıp doktorlarının çalıştığı kurumlar. Diğer tarafta rastgele bazı kişiliklerden oluşan bir karışım. Tatlandırıcı karşıtı kampayayı yürüten insanlardan bazıları şunlar: Dr Janet Starr Hull, Dr Betty Martini, Dr James Bowen ve Dr Joseph Mercola. Gelin onları tanıyalım.

Dr Hull beslenme üzerine doktorasını resmi olarak onaylanmamış bir okul olan Clayton College of Natural Health’den almış. Detoksifikasyon tedavisi, iridoloji, homeopati ve insan enerji alanları üzerine dersler veriliyor burada. Bu doğrultuda okul internet üzerinden tedavi ürünleri bile satıyor. Sadece öğrenciler değil, herkes çeşitli homeopatik ve bitkisel takviyeleri satın alabiliyor, hatta hayvanlarına bu tür takviyelerle yükleme yapabiliyor. Okulda temel kimya dersleri veriliyor (Dr Hull da çevre bilimleri eğitimine devam ederken büyük olasılıkla kimya dersleri almıştır). Ancak Dr Hull, “Splenda’nın dörtte biri şeker, dörtte üçü kimyasaldır”, “Doğada bulunan klor, insan eliyle yapılan ve içine yabancı madde karıştırılan klordan farklıdır” gibi açıklamalar yaparken bu konuyla ilgili hiçbir kanıt göstermiyor. Hull aynı zamanda uçucu bir madde olan klorun “hapsedilmesi” için üreticilerin sukraloz kullandığını ve bunun da benzin ve petrolün içinde “kullanılan” aseton, benzen, formaldehid ve metanole dayandırıldığını açıklıyor. Tam bir saçmalıklar kakafonisi!

Hull, sukralozun toksik olduğunu çünkü “öldürücü kimyasal” olan klor içerdiğini ima etmeye çalışıyor. Evet, sukralozun içinde klor var. Aslına bakılırsa her bir molekülde üç klor atomu bulunur. Ancak bunlar bir şeker molekülünün yapısında birleşirler ve klor gazıyla hiçbir şekilde ilişkileri yoktur. Yani sukralozun “neden olduğu” hastalığı anlamak için “klor zehirlenmesi belirtilerine bakılması gerektiğini” söylerken Hull kesinlikle yanılıyor. Sukraloz-dan klor gazı açığa çıkmaz. Hatta bir dozun yüzde 85 kadarı beden tarafından hiç emilmez bile. Geri kalanı da daha basit bileşiklere ayrılır ancak klorsuzlaş-ma olmaz ve bedende klor biriktirilmez.



Dünyayı aspartam ve sukraloz gibi nahoş maddelerden arındırmayı görev edinen Dr Betty Martini de klor meselesine değinir. Anlaşılan kimya bilgisi sukralozun üreticisinden daha fazla ki şirkete bir mektup yazarak görüşlerini bildiriyor: “Klorun tehlikelerini kavramazsanız üretici olarak geri adım atıp ürününüzü DDT olarak adlandırmaya başlamanız gerekir. Tüketicilerin, sukralozun bir organoklor zehir olduğunu anlamayacak kadar aptal olduğunu mu sanıyorsunuz?” Martini, şirket yöneticilerine ve Braille’deki araştırmalara ters etkilerle ilgili belgelerini göndermeyi bile teklif ediyor ve DDT gibi klorlu maddelerin yan etkileriyle ilgili kanıtları okuyamayacak kadar kör olmaları gerektiğini öne sürüyor. Evet, DDT klorlü bir bileşiktir ancak bunun sukra-lozla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Toksikliği belirleyen, bir molekülün üç boyutlu yapısının kendisidir, onu meydana getiren atomlar değil.

Dr Martini, kendi görüşlerini başkalarının çalışmalarına göndermeler yaparak destekleme girişiminde bulunuyor. Ünlü bir “doktor, araştırmacı ve biyokimyager” olarak tanımlanan Dr James Bowen’ın çalışmasından defalarca bahsediyor. Bu araştırmacıya ait bilimsel literatürde yayınlanmış hiçbir araştırmanın kaydı yok. Kendisi, aspartamla zehirlenip Lou Gehrig hastalığına yakalandığını keşfettikten sonra 20 yıl boyunca tatlandırıcılarla ilgili araştırmalar” yapmış. Klorü, “doğanın saldırgan Doberman köpeği, bir biyosit, I. Dünya Savaşında zehirli gaz ve hidroklorik asit yapmak için ayıraç olarak kullanılan, gaddar bir atomik element” sayıyor. Tüm bunların sukralozla hiçbir alakası yok. Ancak Dr Bowen’in kimyasal cehaleti bu kadarla kalmıyor. Anlaşılan aspartam ve sukraloz gibi maddeler, Amerikan halkının üzerinde “zihin kontrolü” amacıyla kullanılıyor. Bunun arkasında kim var? Bowen’e göre Siyonistler. Aspartama karşı yenik düştüğümüzden emin olmayı Siyonizm ve İsrail’e karşı vatani görevleri olarak görüyorlar! Masonlar ve Satanistler de aynı şekilde beni ve hizmetlerimi yok etmek için ellerinden geleni yaptılar.” Bowen atıp tutmaya devam ediyor ve, “aspartamın Donald Rumsfeld (tatlandırıcıyı satan şirketin başkanlığını yapan) tarafından reklamının yapılması, Siyonistler, Mossad, B’nai B’rith, Masonlar ve tüm diğer satanik örgütlerin arkasında olduğu organize bir suçtu” diyor. Titanik’in nüfuzlu Hıristiyanları öldürmek için batırıldığı ve İkiz Kuleler’in de Başkan Bush gibi satanistler tarafından yapılan zekice bir plan sonucunda patlayıcılarla havaya uçurulduğunu savunuyor.

Sağlık üzerine popüler bir internet sitesi olan ve çeşitli besin takviyeleri satan osteopat Dr Joseph Mercola da Bowen’ı toksiklik üzerine bir otorite olarak kaynak gösteriyor. Doğruyu söylemek gerekirse, Bowen’ın toksik antisemitizminden Mercola’nın haberdar olduğundan şüpheliyim ve kısacık bir araştırmayla bu rahatsız kişiyi kaynak gösterdiği her türlü kaydı sileceğini umut ediyorum. Mercola, sukraloz karşıtı iddialarını belgelenmemiş ve sistematik olmayan verilere dayandırıyor. Sukralozun PCB’ler gibi klor içerdiğine ve tatlandırıcıların güvenli olduğunu kanıtlayan deneylerin yetersiz olduğuna dair öne sürülen iddialar bunlar. Tüm klorlu bileşiklerin kötü olduğu mesajı veriliyor (klor içeren harika antibiyotik vankomisini hiç duymuş mu acaba, merak ediyorum). Kaldı ki, karmaşık bilimsel deneylerin anazilizi için en doğru yaklaşım osteopati değildir. Ya da aynı şekilde beslenme konuları için de. Yakınlarda Mercola, FDA’dan iki mektup aldı. Mektuplarda besin takviyelerinin hastalıkları tedavi ettiği ya da etkisini azalttığına dair yasadışı iddialarda bulunmaktan vazgeçmesi için uyarılıyordu. Buna karşılık olarak Mercola sözcüklerle oynayarak iddialarını yasaya uygun hale getirdi.

Yapay tatlandırıcılardan yana değilim. Bunun en önemli nedeni, bütünüyle sağlıklı bir yaşam biçimine odaklanılmasını engellemeleri. Obezite sorunumuzun çözümü tatlandırıcılar değil. Nadir vakalarda, her madde gibi sağlığa zararlı etkileri de olabilir. Ancak genel anlamda risk ve fayda orantısı değerlendirilince siz olsanız hangisine güvenirsiniz: Bilimadamlarının incelemesinden geçen bilimsel literatüre mi, yoksa Hull, Martini, Bowen ve Mercola gibi doktorların tutarsız laflarına mı?



İlginizi Çekebilecek Benzer Konular


Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*