Moda’nın Kısa Tarihi

Moda’nın Kısa Tarihi

MODANIN KISA TARİHİ

Bu bölümü en sona koydum ki sadece isteyen okusun. Ben sizin okumak isteyeceğinizi varsayıyorum, çünkü hayatımızda bu kadar etki eden modanın tarihçesini ucundan kıyısından bilmek bizim bakış açımızı zenginleştirecektir. Çünkü yüzyılların ruhunu yansıtan bir özelliği var giyim kuşamın. Bakış açıları, yaklaşımlar insan ruhunun da aynası. Nasıl ki güne başlarken giymek için seçtiğiniz renkler o günkü seni ifade ediyorsa, genel olarak toplumsal tarihi etkileyen moda akımları da insanların o dönemdeki bakış açılarını yansıtıyor. Vaktiniz varsa sizin için derleyip toplayıp olabildiğince hafifleştirerek sıkıcı olmadan hazırladığım bilgileri okuyun. Keyifli bir yolculuk başlıyor…

Dünyada moda

Modanın tanımında önce modanın dünya başkentleri neresi onunla başlayayım sonra küçük bilgilerimize geçelim.

Dünyada moda başkentleri sayılan belli kentler vardır. Bu kentler; New York, Milano, Paris ve Londra. Neden başkentleri, çünkü moda haftalan, defileler, moda günleri, fuarlar vs. gibi etkinliklerle varlığını gösterir.

Elbette dünyada birçok şehir var modanın nabzının attığı… Dubai, Berlin, Tokyo, Roma, Miami, Hong Kong, Sâo Paulo, Sidney, Barcelona, Madrid, Viyana, Yeni Delhi ve Los Angeles.

Moda, Latince “modus” kelimesinden türemiştir ve “sı-nırlanamayan” anlamında ifade edilmektedir. Moda kavramı, aslında sadece giyimle ilgili değildir. Moda birçok alanda etkisini göstermektedir.

Türk Dil Kurumu’nun internet sayfasındaki tanımlar şöyle:

“Değişiklik gereksinimi veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik.”

“Belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni, bir şeye karşı gösterilen aşın düşkünlük.”

“Geçici olarak yeniliğe ve toplumsal beğeniye uygun olan.”

Modanın tarihçesi insanlık tarihiyle eşdeğer olduğu için milattan binlerce sene öncesine uzanıyor. Çinlilerin ayaklarını küçültmeleri için ezjyet çekmeleri, Babilli ve Asurlu erkeklerin genellikle kaba, saçaklı ve yün elbise giymeleri kendi dönemleri için moda hareketleri. Arkeolojik çalışmalar sayesinde insanlık tarihindeki etkilerini gözlemliyoruz. Mesela Kırım civarında yapılan arkeolojik kazılarda, M.Ö 3. ve 5. yüzyıllara ait renkli, çizgili ve değişik desende kumaşlar bulunuyor. XIV ve XV. yüzyıllara kadar, biçilerek dikilmiş elbiselere çok az rastlanıyor, ama XV. yüzyıldan sonra terzilik alanında yeni gelişmeler ortaya çıkıyor. Bu dönemden sonra artık moda kendini her yüzyılda, ama özellikle Avrupa’da kendini göstermeye başlıyor.

Fransa’da, Napolyon dönemindeki moda akımına ‘ampir’ deniyor. Bel çizgisinin yukanda olmasıyla belirlenen bu moda, Fransız ressam Jacques Louis David’in yorumuyla tablolarda ölümsüzleşiyor.

Bu dönemin giyimi, bugün bile kullanılan ve önemle vurgulanması gereken belirgin çizgiler yaratmış. Yıllarca bu tarz tüm Avrupa’yı etkilemiş. Bu stil, ağır bir süslemeyle farklılaşsa da birçods tabloda gördüğümüz kıyafetler giderek seçkin bir tarzı ifade eder olmuş. Güneş şemsiyeleri bu dönemde ortaya çıkmıştır. Beyaz pamukludan sabah giysilerinin kollan küçük büzgülerle süslenmiş. Bu yıllarda hafif korseler kullanılmaya başlanıyor.

Napolyon’un kıyafetlerini hatırlarsanız döneme damgasını vuran kısa ceketlerin çok moda olduğunu hatırlarsınız. Kadife ya da kaba kumaşlardan yapılan, ‘Spencer’ adı verilen bu giysinin moda rengiyse mavi. Ayakkabılar küçük ökçeli, pantolonlar dar ve uzun. Elbette Napolyon’un ünlü şapkası tüm erkekler için seçkinlik örneği.

1825’te ilk kez ‘koyun budu’ denilen kollar görülmeye başlanır. Bu kollar, bol büzgülerle içten beslenerek takılmış ve bir balon gibi dolgun görünümlü.

Romantik dönemin başlamasıyla beraber bayanlar sıkma bel görünümüne bürünmeye başlıyorlar. Korse gibi kemerler kullanan kadınların o dönemde favori kumaşı, tafta ve kadife. Boğa yılanı derisi ise ilginç bir aksesuar.

1830larda genç kadınların gece kıyafetleri dekolteli, pileli, renkli kadifeli ve büzgü kabartmalardan tasarlanıyor. Saçlar horoz ibiği biçiminde ve küçük buklelerle kendini gösteriyor.

Erkeklerse o günlerde frak altına korse giyiyorlar. Erkekler de büzgülü dantel modasına uyarak göğüslükler giyiyorlar. Dar pantolonlar, abartılı süslü çoraplar ve terlik şeklindeki ayakkabılar büyük beğeni oluşturuyor. Elbette yeleği de unutmamak lazım. Adına ‘Gilet’ dedikleri yelekler, ipek kumaşlardan ve genelde çiçek desenli motiflerden yapılıyor.

1830ların sonlarında yine bizim gelinlikler altına giydiğimiz tarlatanlı elbiseler çok moda. O dönemin kadınlan bu eteklerin altına dantelli, fırfırlı süslü iç pantolonlar giyiyorlar. Kadınlardaki moda görünüm; bel ince, beden dar. Zayıflık modası o günlerde de trendmiş yani…

1850’den sonra erkek kıyafetleri yeni bir şekil kazanmaya başlar. Ceket ve pantolon genellikle ayn kumaşlardan oluşturulur. Bu dönemin en belirgin modası, kadife yakalı, diz üstündeki uzun ceketler. Bu dönemde erkeklerin saçlan uzun ve favorili. En önemli ve havalı aksesuarsa ‘Monokl’ denilen tek camlı gözlük.

Kadınlarsa çan biçimli pelerinleriyle ayrı bir havaya bürünürler. Etekler içinse yepyeni bir form bulunmuştur. ‘Ciri-noline’ denilen sert kumaştan yapılmış kabarık etekler moda haline gelir. Cirinoline, koni biçiminde başlamış ve at saçıyla sertleştirilmiş.

Sonraları Ingiliz Thomson, demir kafesi yaratır, hemen sonra Fransız Delirac bu formu hafif ve kullanışlı bir hale getirir. Kadınlar bu kafesin üstüne; ipekli, muslin ve çoğunlukla dantelli etekler giyerler. Kurdeleler, çiçekler ve dantellerin hakim olduğu o şaşaalı günler başlamışür. Sadece aristokratların giyebildiği bu giysilere halk pek iltifat etmez.

Bir süre sonra bu moda, yerini ‘yarım cirinoline’e bırakır. Bu yeni moda da hemen benimsenir. Bu giysi, dantel şallarla tamamlanır. Doğunun vazgeçilmez aksesuarı şal o dönem Avrupa’da kendini göstermeye başlamışür. Özellikle Hint desenli ince kumaşlar büyük bir beğeni oluşturur.

Bu yıllarda, pastel ve gökkuşağı renklerindeki brokar, saydam muslin ve hareli kalın kumaşlar çok modadır. 1870 yılının sonlarında bu moda giderek abartılı bir hal alır ve kadınlar, kalçalarına arkadan bir yastıkla eteklerini büyütürler. Etekler önde yere değer, arkada ise kuyruk oluşturur. Kadınlar bu kıyafetlerinin üzerine ‘capotes’ denilen küçük şapkalan takarlar. Kollar dirsek boyundadır ve kol kenarları çan biçiminde tafta ve dantel fırfırlarla son bulur. Bu şaşaalı kıyafetin üstüneyse son derçpeı basit ceketler giyerler.

İyi ki o dönemde yaşamamışız, sahiden tam bir eziyet, arkanızda bir yastıkla dolaştığınızı düşünebiliyor musunuz…

1800lerin sonuna doğru nihayet daha pratik kıyafetlere doğru geçiş yapılır.

Bu dönemde erkek modasıru İngiltere yönlendirmeye başlamışta. Erkekler için zarif giysiler tasarlanır. Beyaz pileli etekler, uzun dar pantolonlar 1850lerde ortaya çıkar.

Bu yüzyılın ilk yansında, erkek modası, Ingiliz Brumel’den esinlenmiştir. George Brummel, İngiliz aristokrasisince üstün bir model olarak kabul edilmiştir.

Kraliçe Victoria dönemindeyse, redingot, zarif ve yaygın olarak kullanılan bir ceket türü haline gelmiştir. Resmî giyim olarak saptanan redingotlarda, kuyruklar kare şeklindedir ve öne dönüşler yuvarlak bir biçim halindedir, yakalar küçülmüş, röverler darlaşmıştır. İçe giyilen gömleklerin yakası dışa dönerek, küçük kravat ya da papyonlarla kullanılmış. Yelekler ise yukandan düğmelenmeye başlar.

Ve modanın evlere girmesiyse 1871 yılında olur. Ellen Butterick tarafından hazırlanan kâğıt patronlarla, evde dikiş için büyük bir adım atılmıştır.

Ve işte modanın ilk kendini göstermeye başladığı o yıllarda, moda kitap ve dergileri yaygınlık kazanmaya başlar.

Moda kavramı ilk olarak 19001ü yıllarda belirginleşir. 1900 yılında modem yüzyılın terzilerinden Charles VVorth’un yarımda çalışan Paul Poiret dört yıl sonra Paris’te kendi atölyesini açmasıyla yeni bir ivme kazanır. Paul Poiret’in yarattığı elbiselerin terzilik açısından yeni buluş olduğu konuşulmaya başlanır. Doğu’dan esintilerini elbiselerine yansıtan Poiret, kemeri yukan taşıyarak göğüslerin yumuşaklığını açığa vurmaktadır. Gece elbiseleri Poiret’nin özgür kadınını ortaya koyar.

Bu farklı yaklaşım yenilerini doğuruyor tabii.

1902 yılında Thomas Burbery ilk kez olarak markasını gabardin üzerine yazdırıyor.

1905’de gazetelerde moda ekleri yayınlanmaya başlıyor.

1906 yılında Gucdo Gucd aksesuar üzerine çabşan şirketini İtalya’nın Floransa kentinde kuruyor ve kalın kaban kumaşından ilk ünlü çantasını 1925’te yapıyor. Gucd, 1932’de saray soylularının hepsinin ayağma birer mokasen loafer giydiriyor. Hala kaliteli, lüks ve klasik sevenlerin çanta ve ayakkabıdaki ilk tercihi.

1913 yılında Gabriel Coco Chanel, şapka dizayn ederek moda dünyasına giriyor. Chanel 1914’te Arthur “Boy” Capel’in desteğiyle biri Paris diğeri Deauville’de olmak üzere iki butik açıyor. 2016™ başlarına doğru moda evi açarak işine devam ediyor. Erkek kıyafetlerinde kullanılan birçok aksesuar ve modeli kadın kıyafetlerine uygulayarak, kravatlı, ekose ceketli, şapkalı özgür kadm imajını yaraüyor.

1915 yılında Jeanne Lanvin, çiçekli giysilerle büyük ün kazanıyor.

1916 yılında savaşın etkileri ilginç ama moda dünyasını da etkiliyor ve yeni tasarımlanan modeller askeri tarza yaklaşmaya başlıyor.

1919 yılında Chanel, Paris Rue Cambon’da mağaza açıyor. Ardından da 1921 yılında Chanel, ünlü parfümü No.5’i piyasaya çıkanyor.

1927 Salvatore Ferragamo, Amerika dönüşünde İtalya’da üretime başlıyor. Kusursuz ve kalite standardı yüksek ayakkabılarla adından söz ettiriyor. Modem sandaletler, patent hakkı 1936’da alınmış olan mantardan yapılmış sivri topuklar ve platfornj ayakkabıları ile modaya büyük bir imza atıyor.

1929’da Charleston akımı tüm dünyayı sarıyor.

1930’larda dünyadaki ekonomik kriz modayı da etkiliyor ve sadelik ön planda çıkıyor. Öne çıkan önemli trendler olmasa da ikinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla gece elbiseleri yerini tayyörlere bırakıyor ve vatkalar önem kazanıyor. O döneme kadar pantolon düğmeleri yerine ilk kez fermuar kullanılıyor.

1932 yılında İtalyan Nina Ricci, Paris’te butik açıyor ve kısa sürede ürettiği farklı ve etkileyici kozmetikleriyle ün kazanıyor.

1933’de Rene Lacoste, dünyaca ünlü timsahlı tişörtü yaratıyor. Lacoste, kurulumundan bu yana spor ama fazla klasik modellerde ısrar ediyor. Orta yaşlı, üst düzey yöneticilerin yat gezintilerinde, golfte ve özellikle de tenis oynarken vazgeçemedikleri bir marka olmayı başarıyor.

1937’de Marie Claire ilk adımlarını atmaya başlıyor.

12 Şubat 1947’de Christian Dior, Paris Avenue Montaigne’de ilk kez koleksiyonunu sunuyor. Dior savaştan sonra ortaya çıkan şaşaanın sembolü haline geliyor.

1940larda kadınlar naylon çorapla tanıştı. Büyük vatkalı ceketler, uzun etekli ikili takımlar kulanıldı. Savaş dönemlerini içine alan 40larda naylon ve yün orduda ihtiyaç duyulan kumaşlar olduğu için daha çok jarse kumaşlardan elbiseler, etekler revaçta, büyük bir yenilik olarak ise tulumlar ve kısa, beli açığa çıkaran bolero ceketler öne çıkıyor.

1945 yılında biten savaşla dünya iki büyük savaş atlatmış olduğundan genel bir ekonomik çöküntüsü sebebiyle modada bir gerileme yaşanıyor ama Paris o zamanların da moda başkenti olarak özellikle 1950lerde rakipsiz. Önemli akımların olduğu dönemse 501er.

1960larda dünya için ekonomik sıkınülar baş gösterirken, sınıf ayrımcılığı kıyafetlere de yansıyor, genç tabakanın kendi modasını tasarlaması üzerine rahat bir stilde tasarlanmış kıyafetler tercih ediliyor. Seçkin kesimin pahalı giysilerinin aksine ekonomik olarak kolay elde edilebilen ürünler piyasaya sürüldü. Hazır giyim (pret a porter) bu sayede daha çok üretilmeye başlandı büyük aksesuarlar, jean pantolonlar ve çiçek desenli giysiler oldukça revaçta. Modanın dönüm noktalarını temsil eden 60larda kadm estetiğini sergileyen kıyafetler ve saç-makyaj stilleri ortaya çıkıyor.

501i yıllar, Christian Dior’un ‘New Look’ yani yeni görünüm olarak sunduğu kadın silüetini eski dönemlere geri götürerek, isminden en çok söz edilen moda akımlarından birini oluşturuyor.

Christian Louboutin’in, Marie Antoniette’den ilham alarak Marie Antoniette adındaki ayakkabı tasanmlan moda dünyasında büyük bir etki yapıyor.

601ı yılların sonu, 701i yılların başı romantik bir çağın açılışı oluyor. Romantik stil, edebiyattan müziğe etki yaptığı gibi modanın da tam orta yerine kuruluyor.

Dior bu dönem için halk giysilerinden gelen bir esintiyle tarzını ortaya koyuyor. Yün kumaşlar, Meksikan pançolan, Hint şalları, Çingene giysileri birdenbire dönemin modasını oluşturuyor.

1965 yılında Paco Rabanne, metal elbiseler üreterek modada sansasyon yaraüyor.

701i yıllarda ise Doğu ayağa kalkarak, tüm dünyaya etki ediyor ve ünlü Japon modacılan Kenzo Takado, Mitsuhiro Matsuda, Yohji Yamomoto, Issey Miyake sayesinde Doğu rüzgar]^} tüm dünyayı etkiliyor.

Yine 1970’ler punk stilinin doğduğu, etek boylannın mini, midi ve maxi arasında gidip geldiği, İspanyol paçanın moda olduğu dönemler.

Versace, 1972 yılında Milano’da çalışmaya başlayarak ve 1978 yılında ilk pret-a-porter koleksiyonunu yaratarak, 801i yıllann havasını tamamen değiştiriyor.

19801er strech jeanler, taytlar, saçbantlan, spor ayakkabılar, eşofmanlann hayatın içine girdiği dönemler. Canlı renklerin kombine edildiği kıyafetler, şalvar modeli pileli pantolonların olduğu yıllar.

Tüm dünya için bambaşka yıllar olan 80lerin estetiğini iki modacı üstleniyor. Biri Georgio Armani, diğeri ise Versace.

1984 yılı ise Donna Karan’ın Amerika’da popüler olma yılları…

19901ar vücuda yapışmış triko takımlar, bodyler veya diz boyu kalem eteklerin giyilmeye başladığı bir dönem. Kuyruklu elbiseler gece kıyafeti olarak tercih edildi o günlerde. Kadınların şıklığına şıklık katan trençkotlar, erkeklerde ise geniş omuzlu ceketler ve pileli pantolonlar giyildi.

2000’ler ise düşük bel pantolon ve etekler, yüksek topuklu veya babet ayakkabılar, parmak arası terlikler, mini etekler revaçta olduğu tamamen özgür bir çağ. Geçmişe ciddi bir özlem duyulması ve esinlenmelerin 19601ı, 701i yıllara dönüş modellerinin ve vintage giyim tarzının popüler olduğu dönem 2000’ler.

E sıra geldi kendi topraklarımıza…

Acaba Osmanlı’da moda var mıydı diye sormadığınızı biliyorum, zira hepimiz “Muhteşem Yüzyıl” dizisindeki harika kıyafetleri ve takılan takip ediyoruz.

Türklerde geleneksel kadın kıyafetleri, 19. yüzyılın ikinci yansından itibaren tamamen Batılı giyim-kuşam tarzının etkisinde kalıyor.

Bu yüzyılda padişahın yasaklarına rağmen, gül kurusu, pembe, eflatun, fıstıkî ve al ferace mesire yerlerinde görülmeye başlanmışta.

Sultan Mahmut devrinde, beyler, paşalar Avrupa modasını takip edip sırmalı üniformalarını nişanlarla süslüyor ve sivil kıyafetlerinde duble paçalı pantolonlar giyiyorlardı. Yüksek yakalı gömleklerine Jabo usulü boyun bağları takıyorlardı.

Uzun saplı dantel şemsiyeler, Mahmudiye fesi, boyunda hotoz, ince papaziden yaşmaklar, bürümcük elbiseler ve kısa eldivenler bu dönem kadınlarının modası.

19. yüzyılın sonlarında, kadınların başlarına giydikleri hotozun boyu kısalıyor, ipek kumaştan yapılan, vücuda iyice oturan, yaka ve ön kenarlan dantelle süslenen feraceler giyilmeye başlanıyor. Feracenin içine giyilen elbisenin etekleri de dantellerle süsleniyor.

19. yüzyılın sonlanndaysa artık kadınlar için tayyör dönemi başlıyor. Yere kadar uzanan etekler, dirseğe kadar sıkı oturan volan ya da kabarık manşetler döneme damgasını vuruyor. Giysilerin üst bölümleri genellikle boyunda ince bant ile kapalı olup ön ise bolero motifleri ya da zarif ‘jabotlarla (büzgülü, dantel ya da müslin göğüslük) zenginleştiriliyor. Dönemin moda kumaşlarıysa keten ve ipek. İnci, pembe mercan, kehribar ya da yeşim taşından uzun dizi kolyelerse aksesuar modasının öne çıkan parçaları.

Yine bu dönem, şapkaların kullanıldığı, kocaman tüylerin sıklıkla görüldüğü günler… Elbiselerde bazen uzun kuyruklar görülüyor.

Bu yıllarda çeşitli işleme ve volanlarla süslenen bluzlar da moda. Koyu renkli etekler, yapma çiçekler ve mumlu kurdelelerle süslü hasır şapkalarsa keyifli bir tablo ortaya çıkmasını sağlıyor.

Bizim topraklarda erkek modası yıllarca bir değişiklik göstermezken, kadın modası çok sık değişiyor.

Birkaç yılda kadm giyiminin birçok çizgisi değişiyor. 1912’de Ampir’in bel çizgisine ve ‘entrave’ denilen dizlerin altında eteğe takılarak hareketi kısıtlayan kurdelenin yerini Türk şalvarlan biçimine bırakıyor.

1915’te bel çizgisi nihayet belde. Ceketlerin çan biçimindeki etekleri ve vücuda sıkıca oturan üst bölümlerle vurgulu hale geliyor.

1918 yılında kadm modası, günümüze yaklaşmaya başlıyor. Uzun şık bluzler, ben hiç hazzetmesem de gerçek hayvan derisinden kürkler ve geniş pelerinler göz dolduruyor.

1920’den sonraysa giysiler, Amerika’nın etkisi altına giriyor. Saçlar kısa, boyun açıkta birikiliyor. Pembe ve beyaz ipekli çoraplar, bantlı ve yüksek ökçeli ayakkabılar, ipek ya da kuğu tüyünden volanlar, siyah, beyaz, pembe ya da bej renklerde krep giysiler kadınların hayatına giriyor. Kadın ve erkek şıklığında erkekler İngiliz stili takımlar ve fraglar kullanmaya başlanıyor. Jartiyerli çoraplar ve kısa saçın üzerine takılan ‘cloche’ şapkalar da önemli bir moda akımı haline geliyor.

1924’te kısa japone kollar, bluzan korsajlar ve boyunları saran rengarenk, dizi dizi inci boncuklar kadınların boyunlarım süslüyor.

1925’teyse etekler kısalmaya başlıyor. Çiçek, rozet ya da fiyonklarla süslü ve başa iyice oturan şapkalar moda oluyor. Eteklerde derin dekolteler de bugünlerde ortaya çıkıyor.

20. yüzyılın, ikinci yarısında endüstri modayı önemli ölçüde etkiler.

Büyük Önder Atatürk’ün, 25 Aralık 1925’te çıkan kanunuyla ‘Kıyafet İnkılabı’ gerçekleşiyor ve peçe, çarşaf, kalpak ve fes giyilmesini yasaklanıyor. Batılı ülkelerin giyim biçimi resmi olarak ülkemize yerleşiyor.

1925 yılında, abstre sanatının modayı etkilediği gözleniyor. Kadınlar geometrik desenli, geometrik kesimli elbiseler giyiyorlar.

1947’de ise Dior7un ortaya attığı yeni moda ile kadın giyiminin genel çizgileri büyük ölçüde değişiyor.

19501er Türkiye’de moda tasarımlannın oluştuğu önemli bir dönem.

1958’de dünya ve dolayısıyla ülkemiz kadınlan, Yves Saint-Laurent tarafından moda dünyasına sunulan ‘Trapez’ modasma uyum sağlayıp benimsiyorlar.

1960-61 yıllarında ise; ‘Uzay’ modası, bütün kadınların uyduğu bir moda oluyor.

1973-74 yıllarında da kadın modasında, rahatlık ve sadelik ön plana çıkmaya başlıyor.

Kıyafetlerdeki bu gelişme ve değişme, sadece kadın kıyafet biçimlerinde değil erkek kıyafetlerinde de görülüyor tabii.

80lerden sonra ülkemiz dünyadaki moda akımlarını takip etmeye başladı ve günümüzde de tüm dünyanın stili bizim için de geçerli.

Bu kadar moda tarihi yeterli hepimiz için sanırım. İnsanlık tarihi ne büyük değişimler geçirmiş öyle değil mi… Bele konan yastıklardan parmak arası terliklere vardık nihayet.




Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir