Beden Aklı ve Beslenme Kontrolü

Beden Aklı ve Beslenme Kontrolü

Beden aklı nedir?

Bir canlının yaşamını ve neslini en mükemmel şekilde sürdürebilmesi için her hücresinden kaynaklanarak vücut bütününe yansıyan, genetik koduna göre verdiği tepki ve davranışlar beden aklı olarak tanımlanır.

Beden aklı doğuştan vardır; sonradan edinilemez. Ancak yaşamımızı, özellikle beslenmemizi bu aklın bizi yönlendirmesine izin vererek düzenlememiz, sağlıklı bir bedende yaşamamızı sağlar.

Düşünün, doğada ne kadar çok ve çeşitli canlı var ve tüm bu canlıların hayatta kalması ve soyunu devam ettirebilmesi gerekiyor. Bunu hangi güç sağlıyor zannediyorsunuz?

Bedenin bir aklı olmasaydı ve yaşadığı canlıyı yönlendirmeseydi bu kadar kolay hayatta kalabilir miydi?

beden aklı ile zayıflama

Bebekler, çevresi ile ağlayarak iletişim kurar ve ağlamaları sayesinde istekleri yerine getirilir. Mesela acıkınca, altlarını ıslatınca, canları sıkılınca, susadıklarında ağlarlar. Bir yerleri acıdığında veya hastalandıklarında da ağlarlar. Kısaca, bir bebeğin ağlamasının ardında birçok neden olabilir ve bebekler ağlayarak çevredekilere tüm isteklerini yaptırırlar.

Bedenimiz de bizimle iletişim kurmak için açlık hissini kullanır. Açlık hissinin altında birçok neden olabilir. Mesela acıkmak enerji ihtiyacından olabilir. Bu enerji karbonhidrat isteği olabilir. Fakat vücudun proteine ihtiyacı varsa, bu protein isteği de olabilir, bunun yanında yağ, vitamin mineral isteklerinde de acıkırız. Su isteği olunca susamak da acıkmaktır. Ayrıca hareketsiz olduğumuzda da acıkırız. Bu acıkma hareket açlığıdır. Soyu devam ettirmek için cinsel açlık da vardır.

Doğada beden aklı çok kolay işler. Canlı, duyu organlarını kullanıp beden aklının emirlerine uyarak çok kolaylıkla hayatını devam ettirir. Koklayarak, tadarak veya görerek bedeni için gerekli uygun yiyecekleri bulup, karnını doyurup hayatını sürdürür. Hatta bu yiyecek çok tehlikeli bir bölgede bile olsa, açlık hissi, yani beden aklının yönlendirmesi o kadar kuvvetlidir ki, hayatını tehlikeye atıp o yiyeceğe ulaşmaya çalışır.

Bu aklın üzerini nasıl örttük?

Beden aklı zaman zaman insanın akıl ve mantığı ile engellenebilmektedir. İnsanları diğer canlılardan ayıran özellik de zaten budur. İnsan, beden aklının yanında kendi aklını ve mantığını da kullanmaya çalışır. İşte çoğu zaman bizim yanılmamıza neden olan da budur. Mesela bir aslan, insanoğlu gibi akıl ve mantığını kullanmaya çalışsaydı, ceylan peşinde koşmak yerine onun yediği besinleri ben yesem ne olurdu diye düşünebilirdi. Ceylan avlamak yerine çok daha kolay ulaşabileceği otları yerdi ama aslanın sindirim sistemi otlardan gelecek proteini sindiremediği için gittikçe güçsüz düşer ve hayatını devam ettiremeyebilirdi. Üstelik doğal hayatın besin zincirine aykırı hareket ettiği için doğanın dengesi de bozulabilirdi.

Aynı şekilde, bir ceylan, aslanların avlanmak için beklediği otluk alana gitmekten korkarak daha tehlikesiz bölgelerden yiyecek aramaya kalksaydı, yine yeterince beslenemediği için güçsüz düşer ve hayatını devam ettiremeyebilirdi.

İnsanoğlunun beden aklı yanında kendi akıl ve mantığını da kullanması, birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Mesela beden aklından kaynaklanan hareket açlığını yanlış anlayabiliriz. Masadaki mevcut tüm hazır yiyecekleri bitirdikten sonra masadan kalkıp hareket ettiğimiz anda açlığın bitmesi aslında bunun basit bir hareket isteği olduğunu gösterir. Eminim çoğunuzun başına gelmiştir. Otelde açık büfeden aldıklarımız bittikten sonra kalkıp yeni bir şeyler almaya gittiğimizde birden açlık hissimiz sonlanır. Aslında masadan kalkıp yürümemiz sonucu doyurulmuş olan, hareket açlığıdır.

Aynı şekilde, protein açlığını yanlış anlayıp bazen abur cubura yönlenebiliriz. Çok tok olduğumuz halde gece yarısı buzdolabını açıp bir şeyler ararız. Ne bulursak yeriz ama açlığımız bir türlü sonlanmaz. Hatta evde beslediğimiz hayvanların beden akıllarını bile karıştırabiliriz. Çeşitli kokular eklenerek hazırlanan kedi ve köpek mamaları onların beden akıllarını karıştırıp obez olmalarına yol açabilir. Ta ki bizden kaçıp sadece kendi beden akıllarını kullanarak doğal ortamda beslenene kadar! Bize geri geldiklerinde çok fit bir vücuda sahip olmuşlardır.

Beden aklının düzgün çalışması için yapmamız gerekenler…

1. Sabah uyanınca güne güzel bir kahvaltıyla başlamak.

2. Yerken önceliği zevke değil bedenimizin ihtiyaçlarına vermek.

3. Yediklerimizi sindirebilmek için hareket etmek.

4. Fabrikalarda hazırlanan yiyecekleri değil, doğal halleri ile hazırladığımız yiyecekleri tüketip sindirim sistemimizi hep diri ve çalışır vaziyette tutmak.

5. Beden aklının haklı olduğu durumları düşünerek davranışlarımızı ona göre düzeltmek.

6. Hareketsizliğin de vücut fonksiyonları tam çalışamadığı için yorgunluk yapabileceğini düşünmek. Çok hareketsiz kaldığımız günlerde onun harekete ihtiyacı olduğunu bilerek biraz yürüyüş yapmak.

7. İştahın bir sağlık belirtisi olduğunu bilerek iştahtan korkmak yerine tam doyana kadar yiyerek onun kapanmasını sağlamak.

8. Tekrar acıkana kadar bir şeyler yememek.

9. Gece rahat uyuyabilmek için sindirim sistemini yoracak yiyeceklerden uzak durmak.

10.Uyumak için yeterince vakit ayırmak.

Bize kilo aldıran, fazladan yediklerimiz değil, atladığımız, yemediğimiz öğünler ve yediklerimiz içerisinde sindiremediğimiz bölümlerdir. Şişmanlıkta asıl mesele sindirememektir! Çünkü beden aklının merkezi, sindirim sistemidir! Merkezde işler düzgün yürürse tüm bedende işler düzgün yürür ve yaşam sağlıklı olur. Tersi bir durumda ise, bedende tüm işler karışır ve sağlık sorunları ortaya çıkar.

Bu kitap beden aklının düzgün işlemesi için yapmamız gerekenleri anlatıyor. Beden aklı işlediğinde artık diyete girmek gibi bir zulüm olmayacak!

Obeziteye bakış açımız ne olmalı?

Kilo problemi, şimdiye kadar hep tek bir düzlem üzerinde çözülmeye çalışıldı. Kilolu insanların daha fazla yemek yemeye eğilimli olduğu görüldü ve “daha fazla yemek yiyen insanlarda bu fazla yedikleri kısım, şişmanlığa neden oluyor” diye bir açıklama getirildi.

Bu perspektiften bakınca da “fazla alman kalori şişmanlatır, daha az kalorili gıdalar nihayetinde zayıflatır” açıklaması çok mantıklı gelebilir. İşte ben tam olarak da bu açıklamaya “dünya düzdür” mantığı diyorum. Eski çağlarda da dünyanın tepsi gibi düz olduğuna inanılır ve çok ileri gidilecek olunursa, bu düzlemin sonuna gelinip aşağı düşülebileceğinden korkulurdu. Tıpkı şu anda kilolu insanların kalorili yiyeceklerden korkması gibi, eski çağlarda da insanlar, dünya üzerinde ileri gitmekten korkuyorlardı.

Aslında dünya üzerinde hep batıya ilerlediğinizde, dönüp dolaşıp tekrar başladığınız noktaya geri döneriz. Şişmanlıkta da ancak daha kaliteli ve doyana kadar yersek, ideal olan bedeninize geri döneriz. Bu nedenle, besleyici özelliği olan dengeli besinlerden ve bu besinlerden alacağımız kaloriden korkmamalıyız.

Yuvarlak dünyamızda pusulamız iştah, bize gösterdiği yön ise ideal bedendir

Bu bölümü daha iyi anlayabilmek için, öncelikle vücudumuzun yapısını ve bu yapının nasıl oluştuğunu gözden geçirmeliyiz.




Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir