Kapat !
Anasayfa » Sağlık » Beslenme » Bedensel istekle yemek

Bedensel istekle yemek



Bedensel istekle yemek

Bedensel istekle yemek yemek tıpkı Taş Devri döneminde yaşamak gibidir. Her şey ilk haliyle saf ve temizdir. Hisler ve duygular bedenle iletişim halindedir. Kilo vermek bir amaç değil, bedenin otomatikman dönmesi gereken kendi dengesi haline gelir. Zaten beden kendi dengesini bilir ve o dengeye geri dönmek için hızlı bir çaba gösterir. İşte bu da, Taş Devri dönemi gibi düşünmek, yemek, hissetmek anlamına gelir. Arada aracı yoktur. Sadece siz, bedeniniz ve duygularınız vardır. Gerisi ise sizi besleyen yegane bilgiler ve yardımcılardır.

Bedenle yemek yemek doyum ve haz yaratır. Doyduğunuzu hissedersiniz.

Bedensel ihtiyaca göre yemek

Yemeden önce koklama ihtiyacı duyarsınız.

Koklamak bazen erken doyuma ve doygunluğa sebep olurken bazen bedenin gerçekten istemediğini anlamasına sebep olur. Güzel kokan yiyecekler daha yemeden sakinleştirir ve bir seremoni gibi beklemeye ve koklama aşamasını uzatmaya çalışırsınız. Çünkü bu sizin için bir işkence değil bir tören halini alır.

Bedenle yemek yediğiniz zaman, yani bedeniniz ihtiyaçlarına göre yemek yediği zaman tabaklarca yemek tüketmenize gerek kalmaz. Beden doyduğu noktada size sinyali gönderir.

Bedenin isteklerine göre yemek yediğiniz zaman bazen çok azıyla bile doyar ve açlık hissetmezsiniz.

Gözünüz arkada kalmaz. Doygunluk sadece bedensel değil aynı zamanda hazsaldır da. ‘Ay yine olsa yine yesem’ gibi bir algı doğmaz.

Bedensel isteklerde sınır ve kısıtlılık yoktur.

İlla yenmesi gereken saatler ve günler yoktur. Duruma ve ana göre değişim gösterir. Kahvaltıda taze fasulye bile isteyebilirsiniz. Bedensel isteklere göre yemek yemek bazen bazı öğünleri atlamak demektir. Beden acıkmadığında illa yemek yemesi için zorlama yapmaya gerek yoktur. Daha fazla akış ve ilerleyiş vardır. İlla hep sağlıklı gıdalar yemek istemeyebilirsiniz. Bazen sadece meyvelerle bir öğünü geçirirken bazen sadece bir avuç kuru üzümle doyabilirsiniz. Ama bazen çikolata, hamburger de yiyebilirsiniz.

Kurallar yoktur ama ana kuralları vardır. Bedeni kahve içmekten nefret eden biri kahve içmez. Ama bu bir daha hiç içmeyeceği anlamına gelmez. Beden duyduğu kahve kokusu karşısında bir gün ansızın içme isteği duyabilir. O an bedenin içerisinde ne olup bittiğini bilmeyiz ama sinyaller bizi doğru yönlendirir. Bu tıpkı kan şekerimiz düştüğünde yoğun bir şeker tüketme ihtiyacı duymamız gibi. Bundan dolayı ‘ben hayatta bunu yemem, bunu hiç sevmem, ölsem ağzıma sürmem’ gibi düşünceler çocukluktan gelir ve bu ana ait değildir. Ancak ‘şu an bedenim bunu istemiyor’ demek çok daha doğru bir yönlendirme olur.

Bedensel ihtiyaca göre yemek yendiğinde, normal yemek yemeye göre hissedilen haz çok daha yüksektir. Mesela normal zamanda tükettiğiniz makarna 10 üzerinden yedilik haz yaratıyorsa ya da tok karnına yediğinizde 10 üzerinden yedilik bir haz yaratıyorsa, bedensel ihtiyaçlar için tükettiğinizde hissedeceğiniz haz 10 üzerinden 10 olabilir. Bunun ne yediğinizle ilgisi yok. Çok aç birine kuru ekmek verdiğinizde ekmekten aldığı haz 10 üzerinden 10’durve bunun ekmeğin lezzetii olması ile ilgisi yoktur. Bu, bedenin onu tüketmesi gerektiği için yarattığı sezgisel hazdır.

İnsanlar doğada bir süre aç kaldıktan sonra normal hayatta yemeyecekleri gıdaları çok yüksek hazlarda tüketebilir. Bu yüzden yemek aşığı olan birinin yüksek hazları deneyimlemek ve yemeğin bedende yaratacağı etkiye ulaşmak istemesi gerek. Bu da ancak bedenin acıkmasını beklemekle mümkün.

Midenin tok olması ile bedenin tok olması aynı şeyler değil. Mide aç ve boş olabilir. Fakat bedensel ihtiyaçlar eğer tamsa size yine de yeme sinyali göndermez. Bedeninizde ağırlık hissedersiniz.



Karnınız guruldar ama bu bedeninizin yemek istediği anlamına gelmez.

Bedensel istekleri beklemek demek, bazen o geçirilen açlıklardan zevk almak demektir.

Beden ve zihin vücuttaki eksik gıdayı tespit ettikten sonra o gıdanın hangi besinlerde olduğunu bilir ve o besinlere karşı çok daha yoğun bir istek ve koku başlatır.

Alışkanlıklar da belirli besinlere karşı yoğun istek yaratır. Bedeniniz istediği için mi o besini deli gibi arzuluyorsunuz yoksa alışkanlıktan ya da zihinsel gürültüden dolayı mı? Bunu ayırt etmenin yolu; birinde doyum çok geç olur, diğerinde çok az bir miktarı ile doyuma ulaşırsınız.

Bir başka ayırt etme yöntemi ise; birinde illa o gıdayı tüketmek istersiniz mesela illa soslu bir makarna, illa en sevdiğiniz malzemelerin olduğu bir pizza, illa belli bir markanın belli bir çikolatası… Ama bedensel istekte illa o olmak zorunda değil. Markalar, malzemeler hatta yiyeceğiniz yemeğin cinsi bile değişebilir. Makama yerine ekmek, ekmek yerine bulgur gibi. Çünkü ortak özellikleri aynıdır. Karbonhidrat açlığı varsa bunu başka bir gıda ile de karşılayabilirsiniz ve beden yine çok yüksek haz ve doyum yaşar.

Fakat alışkanlıklardan dolayı yemek yemede durum öyle olmaz. Düşünün, en sevdiğiniz markanın pastasını değil de başka bir markanın pastasını bile tükettiğinizde hazda ve doyumda düşme olabiliyor. Orada aradığınız, alışkanlıklarınız. İşte buradan anlayabilirsiniz ki, siz bedeniniz için değil, alışkanlıklarınız, zihniniz için yemek yiyorsunuz.

Bedensel ihtiyaçlarda sabah erken saatlerde balık bile tüketebilirsiniz. Tabii bunu bedeniniz istiyorsa… Zihinsel alışkanlıklarda bu söz konusu değil. Kurallarınızın dışına pek çıkmazsınız. Kahvaltıda hep aynı şeyleri tüketmek size zevk verir.

Bu bedensel ihtiyacınızı değil, zihinsel ihtiyacınızı doyurur. Peki, bunun bir zaran var mı? Hayır, kısa vadede zararı yok ama sizin kendinizle olabilecek iletişiminize engel olur. Bedeni dinlemek yerine kurallarınızı dinlersiniz.

Ne kadar büyük benzerlik var. Sezgileri de dinlemek tam olarak böyle. Kişisel gelişim yolculuğuna çok benzer. Sezgileri ve ilahi bilgide de kurallar, tabular, zorunluluklar yok. Daha çok akış ve hisler var. Dinlemek var. Kendini ve bedeni dinlemek… Yüzeysel yapılan uygulamalar bir türlü doyum sağlamaz ama derin ve gerçek değişimler doyum yaratır. Hayata karşı haz duygunuzu artırır.

Tek çözüm yok

Bir sorunun illa tek bir çözümü olmadığı gibi değişimin ve kilo vermenin de tek bir çözümü yok. Bu sizin kendinizle olan iletişiminize bağlı.

Kişisel gelişim yolcusu kendini dinlemek yerine zihni ve alışkanlıkları ile hareket ederse, hayat boyu diyet yapan ve yapmaktan sıkılmış birinin duygularını yaşar. Hayat yeterince güzel, mutlu ve keyifli değildir. Çünkü bunları bulmak için bir reçeteye göre hareket eder. Reçeteler çoğu zaman doğrudur ama kişiye özel değildir.

Hayat o anda başka bir şey öğretmeye çalışırken kendini dinlemeyen kişisel gelişim yolcusu kendisine başka bir şey öğretmeye çalışır. İşte bu noktada kaos ve kargaşa başlar. Tıpkı o an canı hiçbir şey çekmeyen birinin zorunluluktan yemek yemesi gibi. İstemez ama yapar. Toktur ama yer. Sonuç; tatmin sıfır, değişim sıfır, kendinden uzaklaşmak vardır.

Bu yüzden değişimi bütün olarak düşündüğünüzde yeme sorununu hallettiğinizde sadece yeme sorununu halletmiş olmazsınız. Aynı zamanda birçok şeyi de halletmiş olursunuz.

Bu kendinizle iletişim kurmanın belki de en eğlenceli ve en lezzetli yoludur. Hem yaşamı hisseder lezzet alırsınız, hem de yolculuğunuz devam eder. Zihniyle düşünen bir kişisel gelişim yolcusu değişimi illa meditasyonda, yogada, terapilerde arayabilir. Yöntem önemli değil. Belki de evren, yemekler ve kilo sorununuzla sizinle iletişime geçmeye çalışıyor. Bunu bir sorun olarak değil size uzatılmış bir ip olarak düşünün. Değişin ve bu değişim öyle derinden olsun ki sadece bedeninizi değil aynı zamanda zihninizi de değiştirsin.



İlginizi Çekebilecek Benzer Konular


Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*