Gürültü Kirliliği Kalbe Zarar Veriyor

Gürültü Kirliliği Kalbe Zarar Veriyor

ŞİMDİYE kadar gürültülü ortamların, işitme sistemimize zarar verdiğini düşünürdük. Oysa son araştırmalara göre öğrendik ki, kalbimiz de gürültüden olumsuz etkileniyor. Trafik gürültüsü, havaalanlarına inen/kalkan uçaklar, evlerin dibinden geçen trenler, inşaatlarda çalıştırılan makineler, çocukların bağırtıları, çalan telefonlar, yüksek sesle çalınan müzikler, kavga eden çiftler, sağlığımız üzerinde negatif etkisi olan unsurlar… Şimdi bilim insanları, gürültünün vücudumuzda hangi organlara daha çok zarar verdiğini araştırdı ve ürkütücü bir sonuca vardı: Kalbimiz zarar görüyor, metabolik sorunlar ortaya çıkıyor (Metabolik sorunlar, kalp krizi, felç ve şeker hastalığı riskini artıran etkenlerdir. Türk Kalp Vakfı’na göre, beş etkenden üçünün bir arada olması metabolik sendrom olarak adlandırılır. Bunlar; artan bel çevresi, yüksek trigliserit-kan yağları düzeyi, düşük HDL-iyi huylu kolesterol düzeyi, yüksek tansiyon ve yüksek kan şekeridir).

HAVAALANINI MAĞDURLARI

Yıl 2011. Almanya’nın en işlek havaalanı olan Frankfurt Havaalanı çevresinde oturan insanlar, protesto gösterileri düzenliyor. Çünkü havaalanının üç pisti yetmedi, dördüncüsü inşa edildi ve hizmete açıldı. Bu, daha çok gürültü demek. Her pazartesi, insanlar bir araya gelip, seslerini duyurmaya çalıştılar. Ama değişen pek bir şey olmadı. “Bu gürültü, hayatımızı mahvediyor” diyen çevre sakinleri, evlerinde veya bahçelerinde olsunlar, tepelerinden her dakika bir uçak geçmesinden şikayetçi. Henüz işin gürültü yönünü sorguluyorlar. Görünmeyen düşmandan çoğunun haberi yok. Uçaklar iner ya da kalkarken yakınlardaki yerleşim birimlerinin üzerine yanmamış çiğ yakıt tanecikleri püskürtüyor. Bunu solumak çok tehlikeli. Egzoz gazları cabası.

Mağdur olanlardan biri de, Mainz Üniversitesi Tıp Departmanı kardiyologlarından Thomas Münzel. Daha önce gürültünün insan vücuduna etkisi konulu, Dünya Sağlık örgütü raporları okuduğunu kaydeden Münzel, insanların zamanla gürültüye alıştığı, hatta uçak gürültüsü duymadan uyuyamadığı gibi klişeleşmiş hikayeler nedeniyle bu konuya yeteri kadar önem verilmediğini ifade ediyor. Evi, aynı zamanda bir şehirlerarası karayoluna ve demiryoluna da yakın olan Thomas Münzel, en çok şikayet konusunun uçaklar olduğunu vurguluyor. Protesto gösterilerine de katılan Doktor Münzel, bir grup arkadaşıyla birlikte araştırma yapmaya yöneldi ve kalbimizin, en çok etkilenen organımız olduğunu tespit etti.

TÜM DÜNYADA 17 BİN 678 HAVAALANI VAR

Yüksek seviyeli gürültüye maruz kalmanın, işitme kaybıyla ilişkisi olduğu biliniyordu. Şimdi gürültünün, başlıca fizyolojik stres faktörü olarak, çevre kirliliğinden sonra ikinci sırada yer aldığı kesinlik kazandı. Son on yılda artan kardiyovasküler hastalıkların, büyük oranda havaalanları çevresindeki banliyölerde yaşayanlarda görüldüğü istatistiklere yansıdı.

Araştırmalara göre Avrupa ve ABD’deki her üç kişiden biri, yüksek seviyeli gürültüye maruz kalıyor. Rakamlarla tanımlamak gerekirse gürültü, 60 desibelden sonra başlıyor. 60 desibel, dört-beş kişilik bir ailenin oturma odasındaki sohbeti kadarlık bir seviye. Bir karayolunda otomobillerin, kamyonların çıkardığı gürültü düzeyi, 70-90 desibel arası. Uçakların gürültü seviyesi ise 120 desibel ve daha fazlası. Bir diskotekteki veya rock konserindeki gürültü kadar.

Frankfurt Havaalanı yakınlarında oturan insanlar arasında yapılan bir araştırma, bölgede felç vakaları görülme ihtimalinin yüzde 7 daha fazla olduğunu ortaya çıkarmış. Oranı, düşük olarak görebilirsiniz. Ama kentlerin milyonluk nüfuslarında bu oran, oldukça yüksek. Avrupa’da aktif olarak kullanılan 347, dünyada ise 17 bin 678 havaalanı bulunuyor.





“GURULTU BİZİ OLDURUYOR”

isviçreliler de Zürih Havaalanı çevresi için bir araştırma yapmış. 2000-2015 arası dönemde kardiyovasküler hastalıklardan hayatını kaybeden 25 bin kişinin, yüzde 78’inin havaalanları civarında oturduğu anlaşılmış, ölenlerin büyük bölümü ise kadınlar.

Araştırmacılar gürültünün, kardiyovasküler sonuçlarının altında yatan fizyolojiyi incelerken, suçluyu buluyorlar. Kan damarlarının iç kaplamasında dramatik değişiklikler oluyor. Astar da denen bu iç kaplama, dış etkenlerle iltihaplı bir duruma geçebiliyor. Bu da, kalbe doğrudan zarar veriyor. Sağlıksız damarlar demek, kardiyovasküler hastalıkların yanı sıra yüksek tansiyon, sindirim yavaşlığı, obezite ve diyabet demek. Damarların iç kaplamasının bozulmaya başlaması için beş-altı gün gürültüye maruz kalmak yetiyor.

Sorun, sadece Almanlara veya isviçrelilere özgü değil. Fransa’da da büyük havaalanlarının etrafında bulunan kent ve kasabalarda, üzerinde “Mösyö, Macron. Bu, bir keşmekeş. Gürültü bizi öldürüyor” yazılı pankartlar görmek mümkün.

İNSAN DENİLEN İLGİNÇ MEKANİZMA

Havaalanları çevresinde oturmayanlar, sağlık açısından avantajlı mı? Hiç de değil. Dünya Sağlık Örgütü WHO tarafından tutulan bir başka istatistiğe göre Batı Avrupa’da, sadece trafik gürültüsüyle yaşayanların ömründen bir milyon 600 bin yıl çalmıyor. Batı Avrupa’nın nüfusu, 196 milyon 600 bin. Bu demektir ki, her birey, ömrünün sağlıklı üç gününü kaybediyor.

Yine “Üç günün lafı mı olur?” diyebilirsiniz. Ama bu yalnız, trafik gürültüsünün rolü, insan sağlığını tehdit eden, ömrünü azaltan yüzlerce etken var. Bu istatistikte uçak gürültüsü bile hesaba katılmamış. Rakamların giderek artacağı kesin. Birleşmiş Milletler’e göre insanların yüzde 55’i büyük kentlerde yaşıyor. Bu oran, 2050 yılında yüzde 70’e çıkacak.

Bazı hükümetler, gürültüye karşı savaş açmış durumda. Havaalanlarında gece uçuşları yasaklanıyor, daha sessiz otomobil ve uçak motorları yapılması veya elektrikli araçların geliştirilmesi için teşvikler veriliyor, şehirlerarası yolların kenarları, ses geçirmeyen perdelerle kapatılıyor, bireylerin gürültü şikayetleri dikkate alınıp gerektiğinde cezalar kesiliyor, evler ses geçirmez materyallerle kaplanıyor, pencerelere çift hatta üç cam takılarak gürültünün büyük bölümü önlenmeye çalışılıyor. Gürültünün Biyolojik Etkileri Komisyonu başkanı Psikiyatr Mathias Basner’in tespiti ise şöyle: “insan vücudu o kadar ilginç bir mekanizmadır ki, New York’ta yaşıyorsanız, gürültü size normal gelir. Taşraya taşındığınızda sessiz ortamda uyuyamazsınız.”

Bell’i anmak

Gürültü şiddetini vurgularken desibel deyip duruyoruz. Nedir bu birim? Kısaca dB olarak gösterilen desibel, ses şiddeti birimi. Telefon kullanılmaya başladığında, bir iletim birimi bulmak gerekiyordu. Telefonun mucidi, Alexander Graham Bell’in adından bir tanımlama türetmekten daha doğal ne olabilirdi ki? Onda bir demek olan “desi” (deci) sözcüğü, mucidin soyadı “Bell” ile birleştirildi ve ortaya “desibel” çıktı. Bu ölçekte, çok zor hissedilen veya insan kulağının duyabileceği en silik ses, bir başka deyişle “duyma eşiği” 0 dB’dir. Fısıltı 20 dB, sohbet (kişi sayısına göre] 25-65 dB, elektrikli süpürge 85 dB, motorlu ağaç testeresi 110 dB, siren 120 dB, tabanca patlaması 145 dB’dir. 90 dB’den az bir gürültü seviyesinde günde 8-10 saat çalışabilirsiniz. 100 dB’lik seviyede iki saatten fazla çalışamazsınız. 115 dB’in üzerinde ise hiç çalışma imkanınız olmaz. Kulağınız, 90 dB ve üstü gürültüde zarar görmeye başlar. Kalbiniz de…

ALEV RIGEL




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir