Kapat !
Anasayfa » Güzellik » Cilt Bakımı » Mevsim Etkileri ve Cildimiz

Mevsim Etkileri ve Cildimiz



Mevsimlerin Cilde Etkileri

Son dönemde artan hava kirliliği, asit yağmurları, egzozlar, fabrika dumanları, endüstriyel çağın getirdiği zararlılar, derimizde ve iç organlarımızda serbest radikal adını verdiğimiz moleküllerin oluşmasını sağlar. Bu moleküller hücre ölümüne ve yaşlanmasına, hatta kanser gelişimine sebep olur.

Mevsimler ve mevsim değişimlerinde yaşanan ısı, nem, rüzgar, ultraviyole değişiklikleri cilt üzerindeki nemi ve florayı olumsuz yönde etkiler. Yazın güneşe maruz kalan deri renk değiştirir, derinin yüzeyinde kabalaşma ve sarımtırak kalınlaşma dikkati çeker, cilt yaşlanır. Kış mevsiminde soğuk hava koşulları ve sert rüzgarlar ise cildi kurutur, nemsiz bırakır. Kuru ciltlerde bu daha belirgindir. Döküntüler, sedef ve egzama gibi hastalıklar, kaşıntılar ve duyarlılık artar, ilkbahar ve sonbaharda ise saç dökülmeleri çoğalır, badermatitler bu mevsimlerde alevlenir.

mevsinsel cilt

MEVSİMLERİN ZARARLI ETKİLERİNDEN KORUNUN

Yaz mevsiminde güneş ışınlarının zararlı etkileri her geçen gün artan kötü sonuçlarıyla gündemimizi meşgul ediyor. Ozon tabakasının incelmesiyle yeryüzüne ulaşan ultraviyole (A ve B) ışınları cildin yaşlanmasına, kırışıklıklara, düzensiz ve koyu renk değişimlerine neden olur.

Cildin bozulan döngüsü ve elastin yapısındaki değişimler ciltte sarkma ve sarımtırak görüntü yapar. DNA yapısında kırılmalar ve mutasyonlar yaratır.

Yazın ısınan hava ve artan nem etkisi ile cilt gözenekleri açılır, cildin sebum üretimi artar, kılcal damarlar genişler. Yazın sonunda cildin üst tabakası kabalaşır ve matlaşır. Dermal tabaka ise yoğun ultraviyole hasarıyla incelir. Ultraviyoleye bağlı pigmentasyonlar olur, kılcal damarlar belirginleşir, mevcut cilt rahatsızlıkları ve alerjiler alevlenir. Cilt daha nemsiz, daha yağsız ve dış etkenlerden daha açık hale gelir.

Yaz mevsiminde artan nemle birlikte cildin terleme fonksiyonunda problemler ve isilik yakınmaları da görülebilir. Bu durumda, sık duş almak, pamuklu terletmeyen kıyafetler giymek, serin ortamlarda bulunmak önerilir. Tedavi gerektiren durumlarda rahatlatıcı solüsyonlar ve ilaçlar verilebilir. Nemin artışıyla vücudun kapalı alanlarında deri florasında bulunan mantar ve bazı bakterilerin üremesi artar. Özellikle ayak parmak araları, ayak tabanları, kasık bölgesi gibi nemli ve kapalı alanlarda, şişman kişilerde derinin katlanan alanlarında kaşıntı, pullanmalar ve kızarıklıkla ya da koku yakınmasıyla kendini belli eder. Bu bölgelerin duştan sonra iyice kurulanması, pamuklu terletmeyen çamaşır kullanılması önerilir.

Kış mevsiminde ise soğuk hava, bulunduğumuz ortamlarda klima, kalorifer gibi havayı kurutan ve nemini azaltan çevresel faktörlerin etkisiyle cildin nem dengesini bozar. Cildin sık yıkanması, sert temizleyici sabunların kullanılması durumu kötüleştirir. Derideki sebum ve nem cildin doğal bariyeridir. Bu bariyer zayıfladığında kimyasalların ve alerjen maddelerin vücuda girişi kolaylaşır. Bu durum tekrarlandıkça kızarıklıklar, kabarıklıklar, egzama gibi tedavisi uzun süren deri hastalıkları ortaya çıkabilir.

Kış aylarının etkisiyle ciltteki pullanma, kepeklenme, kaşıntı, özellikle kollarda ve bacaklarda cilt kuruluğu, el ve ayak gibi alanlarda ve derinin sebum üretim kapasitesinin ve ciltteki onarım mekanizmalarının azaldığı yaşlı kimselerde daha sık görülür. Kışın bu etkilerinden alınacak önlemlerle korunmak mümkün.

Kışın cildin doğal bariyerinin yeniden onarılması, cildin bu olumsuzluklardan etkilenmemesi için içeriğinde seramidler, squalen, lanolin, hyaluronik asit ve esansiyel yağ asitleri gibi molekülleri barındıran nemlendiriciler kullanılmalı. Günde en az bir kere uygulamaya özen gösterilmeli.

Kışın sıcak su ile banyo yapmaktan kaçınılmalı. Banyoda ılık su ile pH’ı cilde uygun (pH 5.5) sabun içermeyen temizleyiciler kullanılmalı, banyo süresi 10 dakikayı geçmemeli.

Duştan çıkmadan deri ıslakken esansiyel yağ asitleri, squalen gibi molekülleri içeren tıbbi yağlar deriye uygulanabilir. Bu uygulama cildin yüzeyine suyun hapsolmasına neden olur. Banyo sonrası cilt tamamen kurutulmadan, hafif nemliyken nemlendirici kremler ve losyonlar kullanılmalı.

Dış etkenlere sürekli maruz kalan, gün içerisinde defalarca yıkadığımız ellerimize de bakım yapılmalı, her yıkamadan sonra nemlendirici uygulanmalı.

Kuru deri ve buna bağlı kaşıntısı olan hastalar nemlendirici kullanmalarına rağmen şikayetlerinde düzelme olmuyorsa bir dermatoloji uzmanına görünmeli.

ilkbaharda cilt yüksek reaksiyon verebilir. Bu durum cildin hassasiyetine ve alerjik olmasına yol açar; dolayısıyla ilkbahar cilt için kritik bir zaman. Polenlerle alerjik moleküller doğaya salınır. Vücutta deriden kabarık kaşıntılı döküntüler, kızarıklıklar ve genel bir sensitivite gözlenir.

Eller, yüzümüz, bacaklar gibi açıkta kalan alanların korunması için bu bölgelere özen göstermeli. Pamuklu kıyafetler giyilmeli, cildi kaşındıracak sentetik ve yünlü kıyafetler tercih edilmemeli.

kis cilt



DOĞRU BRONZLAŞMA!

Yazın hemen herkesin arzusu bronz bir tene sahip olmak. Giyilen kıyafetlerin ve ten renginin daha hoş durması için pek çok kadın saatlerce güneş altında yatıyor; hatta bazı kişiler bu konuda fenomen olarak her daim bronzlukları ile dikkat çekiyor. Peki bronzlaşma nasıl gerçekleşiyor ve bu ne anlama geliyor? Bronzlaşmak yani ten rengimizin koyulaşması; derinin renk pigmenti üreten hücrelerinin (melanosit) ultraviyole ışınları gördüğü anda deriyi DNA hasarından korumak amacıyla melanin denilen renk pigmentini üretmesi ve melanin pigmentinin derinin yüzeyine halı gibi dağılması sonucu gözlenen renkteki koyulaşmadır. Yani bronzlaşma bir savunma mekanizması sonucu gelişir. Melanin pigmenti ultraviyole ışığı yansıttığı için yüzeydeki melanin pigmenti deriyi zararlı ışınlardan korur. Bu reaksiyon koyu tenli kişilerde daha kolay olurken açık tenli kişilerde önce deride kızarıklık, ödem, kabarıklık, en sonunda renkte koyulaşma ile seyreder. Kızıl saçlı, çilli, çok açık tenlilerde melanin pigmenti az olduğundan bronzlaşma olayı gerçekleşemez. Bu kişiler deri kanseri ve güneşle gelişen hasarlara açıktır.

Bronzlaşma sanıldığı gibi estetik bir fenomen olmanın yerine vücudun en bariz korunma metotlarından biri olarak güneş ışığının ultraviyole A dalga boyuyla gerçekleşir. Solaryum yolu ile bronzlaşma UV-A enerjisiyle olur.

Sağlıklı bronzlaşmak isteyenler güneş ışınlarının dik geldiği sabah 10:00 ile 15:00 saatleri arasında güneşe çıkmamalı.

Kakao, kola, havuç yağı gibi yağları kolay bronzlaşmak için kullanmamak, uygun bir güneş koruyucu ile aralıklı güneş teması ile bronzlaşmak gerekir.

GÜNEŞ IŞINLARINDAN KORUNUN

• Güneş enerji kaynağı olarak uzun ve kısa dalgalardan oluşur. UV-C ozon tabakasından geçemez, bu nedenle etkin değildir. UV-A ışığı uzun dalga boyuyla derinin derin tabakalarına (dermiş) ulaşır. Yıl boyunca, gün içinde değişik saatlerde, kapalı havada bile bulunur. Derinin bronzlaşmasından sorumlu olan bu ışın, sürekli deriye temas ettiği ve derin tabakalara inebildiği için cildi yaşlandırır. UV-B’ye kıyasla daha az kansere neden olduğu düşünülmekle birlikte diğer cilt kanserlerinden daha tehlikeli olan melanoma neden olur.

• UV-B ışığı kısa dalga boyuyla yaz aylarında ve yüksek rakımlı yerlerde daha yoğundur. Derinin üst katmanını etkiler, deride güneş yanığının sorumlusudur. Deri kanserinin en büyük sebeplerinden de biri. D vitamini sentezini uyararak kemik gelişimine yardımcı olur. Yeni benlerin gelişimine ve benlerin aktivitesinin artışına neden olur.

• Güneş ışınları deri üzerinde yoğun enerjisiyle bazı mutasyonlara ve DNA’da hasarlara yol açar. Mutasyonlar sonucunda deri hücrelerinde farklılaşmalar, tümör öncüsü kabul edilen bazı bulgular oluşturur.

Cilt rengi de güneş kaynaklı hastalıklar için bir faktör. Çünkü cilt rengine göre güneşten etkilenme oranı değişir. Cildin güneşten ten rengine göre etkilenmesine ‘fototip’ denir. Açık tenlilerin cilt kanserine yakalanma ihtimalleri daha yüksek. UV ışınlarına fazla maruz kalmak yaşla ilintili gözlerde katarakt, pterygium, fotokeratit ve korneada yıkıcı değişiklikler gibi göz sorunlarına sebep olur.

• Güneş ışığı etkisiyle mevcut benlerde değişimler, renkte koyulaşma, aktivite artışı, yeni ben gelişimi gözlenebilir.

Vücudunda ortalama 50’den fazla beni olan kişiler risk altındadır.

İLKBAHAR VE SONBAHARDA BAKIM

ilkbahar ve sonbahar yaza ve kışa geçiş mevsimleri. Pek çok kişinin duygularında değişime neden olan bu mevsimlerde baharda enerjimizin arttığını, daha mutlu olduğumuzu, hayatın enerjisini hissederiz. Sonbahar dönemi daha duygusallaştığımız, hüzünlü mevsimdir. Duygu durumumuzdaki bu değişimler doğal olarak cildimize yansır.

İlkbaharda havanın ısınmasıyla derimizin daha fazla nemlendiğini hissederiz. Vücuttaki ödemin azaldığını, serotonin hormonlarının ve metabolizmayı hızlandıran hormonal aktivitenin etkisiyle cilt yüzeyinde kan dolaşımının arttığını, cildin daha pembe, sağlıklı ve parlak göründüğünü fark ederiz. Ancak saçlarımız bu iki mevsim geçişinden olumsuz etkilenebilir. Saçlı deride de dolaşım artar ve saç dökülmeleri artar. Saçlar 100-150 telden fazla dökülüyorsa ve bu birkaç aydan uzun sürüyorsa çinko, bakır, biotin ve benzer molekülleri içeren tedaviler uygulanabilir.

İlkbahar döneminde polenlerin ve alerjenlerin artışı ile solunum yolu ve deride kızarıklıklar, bakla tarzında kabarıklıklar, kaşıntılar görülebilir. Alerjiyi rahat atlatmak için bu dönemde ilaç kullanmak gerekebilir. Sonbaharda yazın güneşten yorulan cilt yenilenme ihtiyacı duyar. Özellikle leke tedavileri, antiaging amaçlı lazerler ve kimyasal peeling’ler profesyonel tedaviler için doğru zaman sonbahardır.

SAĞLIKLI BİR CİLT İÇİN BAKIM

• Çevresel ve kimyasal ajanlardan kaçınmalısınız. Bunlar hem içeriden hem de dışarıdan deriyi etkileyerek serbest radikal oluşumuna neden olur. Serbest radikaller cilt dahil tüm dokularda kanserojen etkilere, romatizmal rahatsızlıklara, yaşlanmaya ve doku kalitesinin bozulmasına neden olur. Sigara ve alkol tüketimi de bu etkin olumsuzlardan birisi.

• Cildi en fazla yaşlandıran şey güneş. Ozon tabakasının incelmesi, bağışıklığımızın azalması, stres, kimyasallara maruz kalmak cilt kanserini tetikler.

• Özellikle yaz ve kış mevsimlerinde UV-A ve UV-B’ye karşı koruyan güneş koruyucular kullanılmalı ve bunlar dışarı çıkmadan 30 dakika önce sürülmeli, gün içinde 2-3 saatte bir yinelenmeli.

• Kışın hyaluronik asit, squalen, seramid içeren nem bakımları ve maskeleri uygulayın. Vücudun açıkta kalan yüz, eller gibi bölgeleri soğuk hava koşullarından korunmalı ve evde kullanılan nemlendiricilerle desteklenmeli. Cildi temizleyen ajanlar agresif olmamalı ve sabun içermemeli.

• Sağlıklı bir cildin kuralı günümüzde bilinçli olmaktan geçiyor.

Büyüklerinizin sağlıklı görünen ciltlerini görüp hiçbir şey yapmadan böyleydi diye düşünmek yanlış. Çünkü artık kimyasalların, teknolojilerin, zararlı güneş ışınlarının, artan  stresin ve azalan bağışıklığın çağı. Günümüze adapte olmadan sağlıklı kalmayı başaramazsınız. Koruyucu önlemler almalı, gerekeni gerektiğinde yapmalısınız.

DERMATOLOJİ UZMANI DR. ELİF EBRU GÜNER



İlginizi Çekebilecek Benzer Konular


Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*