BBC, beş kritik maddede 2020’nin iklim değişikliğini yorumladı

BBC, beş kritik maddede 2020’nin iklim değişikliğini yorumladı

GEÇEN yıl iklim değişikliğini, ABD’de önü alınamayan orman ve çalılık yangınlarından Sibirya’daki görülmemiş sıcağa kadar dünyanın hemen her köşesinde yaşadık. Bundan sonra da yaşamaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, son değerlendirmesinde, “Artık gerçeklerle yüz yüzeyiz. Son noktaya geldik. Covid ve iklim bizi, daha büyük felaketlerin eşiğine getirdi” görüşüne yer veriyor. Acaba 2020, içinde bulunduğumuz yıl için bize ne gibi bir miras bıraktı? İngiliz yayın kuruluşu BBC, beş kritik maddede 2020’nin iklim değişikliğini ya da yeni adıyla iklim krizini yorumladı.

1 – C02 SEVİYESİ

Atmosferimizdeki karbondioksit seviyesi her yıl rekor kırıyor. 2020’nin mayıs ayında bu seviye, milyonda 417 partiküldü. Karbondioksit seviyesinin milyonda 400 partikülü aştığı son dönem, bundan dört milyon yıl öncesinin Pliyosen jeolojik çağıydı. Küresel sıcaklık o dönemde normalden 2-4 santrigrad (celsius) derece daha sıcak, deniz seviyeleri 10-15 metre daha yüksekti (santigrad eski, celsius yeni tanımlama). Bütün bu bilgileri, Hawaii’de bulunan ve 1958’den beri küresel C02 seviyesini izleyen Mauna Loa / Scripps Oşinografi Enstitüsü’nün verilerinden öğreniyoruz. Geçen yıl milyonlarca insan evlerine kapandı, özel araçlarını kullanmadı, fabrikaların çalışması sekteye uğradı, hava trafiği yüzde 70 azaldı. Ancak Dünya Meteoroloji Teşkilatı’na göre bunların küresel ısınmaya hissedilir bir etkisi pek olmadı.

Londra Imperial College bünyesinde faaliyet gösteren Grantham Enstitüsü’nün ortak yöneticilerinden Martin Siegert’e kulak verelim. Siegert, son 60 yılda dünya atmosferine milyonda 100 partikül daha C02 kattığımızı, bu oranın önceki artışlardan çok daha fazla ve hızlı olduğunu söylüyor. Siegert, “En kötü durum senaryosu yazarsak, bu yüzyılın sonunda atmosferdeki C02 oranı, milyonda 800 partiküle çıkacak. Sıcaklık ortalamaları 12 santigrad derece artacak ve dünyada buz diye bir şey kalmayacak. Bu seviye, 55 milyon yıldan beri görülmemiş bir C02 oranı.” Yaşadığımız yüksek teknoloji çağında buna çare bulunamıyor mu? İzlanda’dan gelen bir buluş, umut verici. İzlanda, karbondioksiti “taş”a çeviriyor. Ülkedeki sanayi tesislerinden çıkan C02, sızdırmaz tanklarda biriktiriliyor ve daha sonra adanın bazalt kayalarına enjekte ediliyor. Bu kayalardan da inşaat ya da başka amaçlarla kullanılmak üzere taşlar kesiliyor. İzlanda’da 2040 yılında, “sıfır” karbon ve karbondioksit atığı olacak.

2 – SICAKLIKLAR

Son on yıl hep yüksek sıcaklıklarla geçti. 2020’de Avrupa’da sıcaklık, 19’uncu yüzyıl sıcaklığından 1.2 derece daha yüksek oldu, özellikle 2016, küresel sıcaklığın en yüksek olduğu yıldı. Fransa’nın güney kasabaları 42 dereceyi gördü. Ispanya’nın merkezi bölgeleri tam 72 gün boyunca 33 derece sıcaklıkta kaldı. Sıcaklardan çoğu yaşlı yüzlerce kişi öldü.

2016’nm bu kadar sıcak olmasının sebebi Pasifik Okyanusu’nda oluşan El Nino sıcak su akıntısıydı. Akıntı, birkaç yılda bir şiddetleniyordu. 2020’de La Nina soğuk su akıntısı, dünyayı biraz olsun ferahlattı. La Nina olmasaydı dünya geçen yıl, oldukça yüksek bir sıcaklık rekoru kırabilirdi. Yine de yüksek sıcaklıklar, ABD’nin Kaliforniya ve Colorado eyaletlerinde ve Avustralya’da haftalardır söndürüleme-yen orman ve çalılık yangınlarına yol açtı.

Doğu Avustralya’da çıkan dumanlar o kadar yoğundu ki, bölge halkı “kara yaz” yaşandığında hemfikirdi. Daha da korkuncu, çocukluğumuzdan beri soğukla özdeşleşmiş olan Sibirya, haziran ayında 38 santigrad derece sıcaklığa ulaştı (İspanyolca’da “erkek çocuk” anlamına gelen El Nino, Pasifik Okyanusu’nun güneyinde sıcak yüzey sularından oluşan akıntıdır. La Nina ise yine Pasifik’te, El Nino’yu dengeleyen, su ısısı 3-5 santigrad derece arası olan bir akıntıdır “Kız çocuk” anlamına gelir. Eskiden “El Viejo-Yaşlı Adam” deniyordu).





3 – ARKTİK BUZLAR

Dünyada hiç bir yer yükselen sıcaklığı, Arktik buzlanmadan daha görünür bir şekilde hissedemez. Her ne kadar belgesel hazırlayan televizyoncular, buzul erimesini ve çöken buz tabakalarını yaz aylarında çekseler de Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın uydulardan aldığı görüntüler, buzulların her yıl gerilediğini ispatlıyor. Buzların önemi, güneş ışığını yansıtmaları. Beyaz renk ışığı geri gönderiyor, koyu renkleri ise emiyor.

1979-2018 arasında Arktik buzulları yüzde 2-30 arası oranlarda eridi ve bu rapor, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nde açıklandı. Buzların erimesini, küresel ısınma hızlandırıyor. Ama buzullar, kış aylarında da havayı etkiliyor. Arktik şartlar, 2018’de Avrupa’da son derece şiddetli kar fırtınalarına yol açmış, hayatı felce uğratmıştı. Üstelik bunu, Atlas Okyanusu üzerindeki jet akımını bozarak yapmıştı (Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya, Doğu Asya’dan Kuzey Amerika’ya uçan uçaklar, deniz seviyesinden 9-12 km yukarıda, saatte 90-400 km arası hızla esen bu jet akımının içine girip, yolculuğu kısaltır).

4 – DONMUŞ TOPRAKLAR

Kuzey yarıkürede, bilimsel adıyla “permafrost” olan donmuş toprakların da hızla ısındığı tespit edildi (Bir toprağın permafrost olarak adlandırılması için en az iki yıl boyunca her mevsimde donuk kalması gerekiyor). En iyi örnek de Sibirya’nın donmuş toprakları. Bu neden önemli? Çünkü donmuş topraklar, bünyelerinde karbondioksit ve metan gazı barındırıyor. Bu toprakların çözülmesi, bu gazların atmosfere çok büyük miktarlarda karışması anlamına geliyor. Her iki gaz da sera etkisine neden olan gazlardan. Topraktaki bu çözülme, küresel ısınmada büyük pay sahibi olacak.

Sibirya, Grönland, Kanada ve diğer Arktik bölgelerde toplam 23 milyon kilometrekare donmuş toprak olduğu biliniyor. Bu toprakların çözülmesi, bir trilyon 600 milyar tonluk gazın açığa çıkması anlamına geliyor. Atmosferde bulunan C02 miktarını rahatlıkla ikiye katlayabilir. Buna insanların dikkatsizliğini de ekleyelim. Geçen yıl Rusya’nın Norilsk kenti yakınlarında bulunan dünyanın en büyük nikel üreticisi “Norilsk Nickel” tesislerinden 20 bin ton dizel yakıtı, Yenisey Nehri’ne karıştı. Rusya topraklarının yüzde 55’i permafrost.

5 – ORMANLAR

Dünyanın karşı karşıya olduğu iklim manzarası böyleyken, akciğerlerimiz ormanlar ne durumda? 1990 yılından bu yana dünyamız, 178 milyon hektar (Libya’nın yüzölçümü kadar) bir ormanlık alanı kaybetti. Geçtiğimiz 30 yılda dünya ormanlarının yok oluş hızı azalmış olmakla birlikte uzmanlar ormanları kurtarmak için bu azalma hızının yeterli olmadığını söylüyor. Oysa ormanlar, küresel ısınmayı önlemede hayati rol oynuyor. Dünyamızın 2015-2020 arasındaki orman tahribatı, 10 milyon hektar (İzlanda kadar). 2015 öncesindeki beş yıllık dilimde bu rakam 12 milyon hektardı. Kurtara kurtara iki milyon hektar ormanlık alan kurtarmışız. Bunun yeterli olmadığını anlamak için uzman olmak gerekmiyor.

Grantham Enstitüsü’nden Bonnie Waring, Güney Afrika ve Afrika’da çok fazla tropik orman kaybettiğimizi, Avrupa ve Asya’da fidan dikilerek veya doğal yollarla ormanlık alanların genişlediğini belirtiyor. Brezilya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Endonezya, ormanlarını en çok kaybeden üç ülke. Amazon yağmur ormanlarındaki tahribat, son 12 yılın en yüksek seviyesinde. Tahminen bütün karbon bileşiklerinin yüzde 45’i ağaçlarda ve orman topraklarında depolanıyor. Doğayı sadece ağaç keserek ya da yakarak tahrip etmiş olmuyorsunuz.

Hem ağaçta hem de toprakta tutulan karbondioksitin açığa çıkmasına da neden oluyorsunuz.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir