Endişe ve Stres

Endişe ve Stres

Endişe’nin sözlük anlamı:

Korku, tasa, kaygı, kuşku, şüphe, düşünce…

Yaşamdan keyif almamıza rağmen, bazen hiç neden yokken endişe duyarız. İçimizdeki tuhaf tedirginlik ellerimizin, ayaklarımızın dolaşmasına neden olur. Sanki biri bizi alır uzaklara götürür, yalnızlık duyguları içinde korkuya kapılır, umutlarımızı kaybetme aşamasına gelir ve hüzünleniriz. Neden bunları hissedip üzülüyoruz? Çok basit; ne istediğimizin farkında değiliz de ondan. Ne, neyi ve nasıl istediğimizin ve önemlisi nasıl elde etmemiz gerektiği konularında hafızamızda plan yapılmamışsa, tabi ki bir takım endişeler duymamız, korkuya kapılmamız ve umutlarımızı kaybetme aşamasına gelmemiz normaldir. Yaşamımızda önemli bir yere sahip olan endişe; ruh yapımızı yönlendiren, değiştiren, şekil verdiren kontrol etmekte zorlandığımız bir duygudur ve yaşamımız süresince başaramadıklarımızın arkasında endişe vardır.

Endişe ve Stres

Başlangıçta ruhsal dünyamızın koruyucu bir uyarısı olan endişe, bir takım baskılar sonucu kendini gösterir ve bir de üstüne yalnızlık eklenince, içinden çıkılması zor bir hal alır. İnsan için bir emniyet supabı olarak algılanan endişenin boyutlarını hatalarımızın belirlediğini düşünürsek, sorumluluklarımızı bir kere daha gözden geçirmemiz gerekir.

Birbiriyle yakın anlamlar taşıyan endişe, stresle zamanla birleşerek farklı boyutlara ulaşır. İnsanı ciddi şekilde tehdit etmeye başlayınca endişe ve stresin ruhsal dengemizi sarsan zararları kendini hissettirir. Endişe varsa mutlaka bir nedeni vardır. Endişeye neden olan sebepler önceden fark edilirse, endişeye sebep olan nedenler de olmayacak ve endişenin strese dönüşmesi başlamadan önlenmiş olacaktır.

Endişe ve hayat

Hayat şartlarından günün koşullarına, yaşadığımız ortamlardan hayatı paylaştığımız kişilere, çalışma hayatı ve ekonomik koşullara kadar çeşitli endişeler duyar, bazen gereksiz kuşkular hissederiz, bazen de yaşatılırız, yaşamak zorunda bırakılırız. Endişesiz hayat olur mu? Endişesiz hayat var mı? Yok ki. Hayat endişeleriyle, zorluklarıyla vardır. Yapmamız gereken endişelerin, zorlukların üstesinden gelmek ve stres yaşamamaktır. Prof. Dr. Len Vhitehead hayatın zorluklarını, endişelerini, streslerini yemeğe tat veren salçaya benzetir ve şöyle devam ederdi: “Hiçbir şey kolay elde edilemez, edilirse tadı olmaz. Hayat zorluklarıyla güzeldir.”

Hayata bağlılığı ile kendilerine özel bir yer edinmiş insanlar, kararlı ve kibar davranışlarıyla dikkat çekerler. Güvenilir özelikleriyle saygı duyulan, bir problem anında başvurulan, meziyet sahibi kişiler olarak benimsenen bu insanlar, en büyük kazanımlarını kişisel gelişim konusundaki çabalarından dolayı elde etmişlerdir.

Hayata endişeyle bakmak zamanımızın önemli bir bölümünü kapsar, çünkü sürprizlerle dolu acımasız hayat şartları endişe konusunda bizi haklı çıkarmakta ve bir takım tedbirler almamız gerektiğini zorunlu kılmaktadır. Gerektiğinde bir ön tedbir, gerektiğinde karşı koyma gücüne ulaşmak konusundaki kazanımlar, gerektiğinde aldırmazlık olarak yaptığımız uğraşlar bizi endişeye karşı daha dayanıklı ve endişeye karşı çözüm alternatifi üretmede yetenekli ve güçlü hale getirir. Eğer bu aşamada deneyim kazanamaz, endişeyle mücadele edemez ve endişeye boyun eğersek, ardından birlikte seyretmeye başlayan endişe ve stres bir takım ruhsal problemler yaşamamıza neden olur.

İnsan sonucunda bir kazanım sağlayamayacağı bir işe ilgi duymaz ve girişmez. İşin en cazip tarafı bireysel tatmin olan başarmanın keyfidir, çünkü insan başarmanın içsel gürünü hissetme gereksinimine kodlanmıştır. Bu kodlanma algısı her insan göre değişir ve konunun ciddiyetini hissetmez yaşamını sıradan bir şekilde sürdürür.

Bizler beğenilerimizle hisseder, beğendiğimiz oranda mutlu oluruz. Yaşamın bize sunduğu alternatiflerin çokluğunun bir nedeni olmalı. Seçme şansımız konusunda çeşitlilik, içimizdeki özgürlük duygusunu dolu dolu yaşamamıza neden olur. Seçme şansımız konusundaki alternatiflerin çokluğu yaşama karşı olan bağlılığımızı artırır ve kendimizin değerli olduğunu hissederiz.

Eğer psikolojik problem yoksa, insan kolay kolay endişe duymaz ya da endişeleri bir uyarıcı olarak algılayarak karşı tedbirlerle konuyu pozitif hale getirir. Eğer bir konuda endişe duyuyorsak ve konu strese neden oluyorsa, mutlaka bir nedeni olduğunu düşünerek yapmamız gereken, önce konuyu tüm ayrıntılarıyla değerlendirmektir. Ancak bu değerlendirmeden önce mutlaka kendimizi sorgulamalıyız.

Hedefe ulaşmak ve geleceği planlamak konusunda olası problemlere karşı tedbirler almak, daha iyiyi yapmak konusundaki endişeler daha farklı şekilde seyreder. Buradaki endişe duygumuzu değerlendirerek pozitif anlamda kullanırsak, hiç de kötü bir şey yapmamış olur ve hedefe daha emin adımlarla ulaşırız.

Özdeşleştirme duygumuz

Hayatımızda en çok yaptığımız şeylerden birisi de özdeşleştirme duygusudur. Hayatı, duygularımızı, hayallerimizi, hissettiklerimizi, olmasını istediklerimizi ve aklımıza gelen her şeyi başkalarıyla ve yaptıklarıyla özdeşleştiririz.

Bunun insanın kendisini bir değerlendirme yöntemi olduğu kadar, yaptıklarının ve yapmayı düşündüklerinin bir ölçüm yöntemidir. Ancak tutku haline dönüşmemek şartıyla.

Kişisel gelişimden, beceri geliştirmeye kadar önemli bir zihinsel davranış şekli olan özdeşleştirme, insanın kendisini eğitme yöntemi olduğu da iddia edilmektedir.

Endişe hiç istemediğimiz halde hayatımızda önemli bir yere sahip. Endişelenmemize neden olan bir hayli şey var. En çok gelecek endişesi yaşarız. Endişelerimizi gidermek için neler yapmamız konusunda kendimizi yeterince sorgular ve gereken tedbirleri alırsak endişelerimizi özgüvene dönüştürebiliriz.

Biraz dikkat edersek; endişe nedenlerinin başında bireysel hatalarımız ve hatalarımızı görmemezlikten kaynaklandığını fark ederiz. İyi yapılmamış bir plan, eksik yapılan işler, risk taşıyan girişimler, gerektiğince değer verilmeyen konular, irademiz dışında gelişen birkaç olay endişe nedenidir ve hemen hemen hepsi de insan kaynaklıdır. Aniden hissetmeye başladığımız endişe karşısında şaşkınlığımız içsel heyecana dönüşür ve ardından, şüphe, kuşku, tedirginlik ve korkuyla karışık duyguların esiri haline geliriz.

Endişe nedeni ve boyutları her nasıl olursa olsun, bizi olumsuz etkilememeli ve içgüdüsel yeteneklerimizi kullanmamızı engellememelidir. Bazı olumsuzlukların insanın zekâsını olumlu yönde kullanmasını engellediği gibi, bazı endişe duyduğumuz konuların insanın mücadele gücünü yükselterek kazanma azmini kamçıladığı bilinmektedir.

Direncin gücü

İnsan yaşadığı olaylara karşı direnç kazanır, problem çözümünde kazandığı deneyimle daha güçlü bir hale gelir. Buradan şu anlamın çıktığını fark ediyoruz: İnsanın zorluklar karşısında otonom olarak yaratıcı gücü devreye giriyor ve çözüm alternatifleri üreterek konunun mutlaka çözümü yoluna gidiyor.

Stres oluşumunu tetikleyen endişe timsah gözyaşlarına benzer. Farkına varmaz ve çözmek için çaba harcamazsanız ciddi tehlikelerle karşılaşabilirsiniz. Yapılan araştırmalarda endişe ve stresin ciddi oranda enerji kaybına neden olduğu ifade edilmektedir. İşte bu enerji kaybı sonucu, içgüdüsel yeteneğimizi, pozitif düşüncemizi kullanamaz ve önemli değerlerimizi yitiririz. Otoriteler bunu yenilgiye hazır olmak ya da kabul etmek olarak yorumlamaktadırlar. Eğer pozitif düşünce gücümüzü kullanırsak, yenilgi aşamasına gelsek bile değerlerimize sahip çıkar ve asla kaybetmeyi göze almayız.

İnsan yaşamında öne çıkan değerler:

• Mutluluk
• Sevgi
• Saygı
• Aile
• Dürüstlük
• Dostluk
• Yaratıcılık
• Arkadaşlık
• Teknoloji
• Edebiyat
• Sanat
• Para
• Ev
• Otomobil
• Vs.

En çok yukarıdaki değerler konusunda endişe duyarız.

Bir şeye ne kadar değer verirsek, bizim için o kadar önemlidir ve değer verdiğimiz şey hakkında endişe duyarız, çünkü zarar görmesinden korkarız. Bunu bir otonom düşünce olarak algılarsak, endişenin ardından gelecek stresin ruhsal dünyamıza zarar vermesine mani olur ve endişeyi olumlu hale çevirebiliriz.

İnsan içgüdüsel olarak iyi şeyler yapmaya odaklanmasına rağmen, zaman zaman istemediği halde bir takım sorunlara neden olur. Hiç kimse isteyerek sorun yaratmak istemez; ama öyle davranışlar vardı ki “bunu nasıl yapar?” diye düşünür ve yapanı suçlarız. Bu tür insanlar arasında yapılan gözlemlerde endişeleri değerlendirmek konusunda başarısız olup, endişeye boyun eğen ve hatalarından ders çıkarmayan karakteristik özellikler dikkat çekiyor.

Bir konuda başarılı olmak için çok çalışmak yetmiyor. Neden çalışmak gerektiği, ne yapmak istediği konularını hissetmediği sürece; değil başarılı olmak, başarıyı yakalama şansına dahi ulaşamaz.

Başarılı olmanın kriterleri nelerdir?

• İnanmak
• İhtiyaç duymak
• Başarma güdüsünü hayal etmek
• Özgüven gücünü hissetmek
• Psikolojik olarak hazır olmak
• Konu hakkında bilgi sahibi olmak
• Konuya odaklanmak
• Düşünce gücünü kullanmak
• Yaratıcı projeler geliştirip uygulamak
• Planlı çalışmak
• Zamanlamaya özen göstermek
• Saldırgan (agresif) olmak

İnsan genelde ne istediğini bilir; ancak zaman ve şartlar insanı istekleri konusunda yanlış yönlendirir, bir de zaaflar işe karışınca şaşkın davranış ve kararlar her şeyi alt üst eder. İsteklerin yalın düşünüşlüğü özelliğini kaybettiği zaman, isteklere ulaşamamaktan bir takım endişeler hisseder ve ne yapacağının acizliğini yaşar. İlk akla gelen doğrudur, açıklaması yalın isteklere iç ve dış etkenlerin karışması küçük kuşku kıvılcımlarına neden olur. Otoriteler insanın doğru karar vermesi için önemli olanın temiz düşünce yapısı tezini ortaya atması içimizi rahatlatsa da, yine de olası endişelere karşı koyacak alt yapıyı oluşturmalıyız.

Mutsuzluk ve endişe

En çok mutsuz olduğumuz zamanlar karamsarlığa kapılır ve endişe duymaya başlarız. Mutlu insanlar gördüğümüz zaman da endişelerimiz hafifler. Demek ki endişenin mutlulukla ilişkisi var, o zaman mutluluğun bir alt yapısının olması gerekmez mi? En azından mutsuzluk nedenlerini gidermek için bir çabamız olması gerekmez mi?

insan yapabileceğinin boyutlarını belirlerken bir takım tedirginlikler hisseder. Eğer yapacağı konuya ulaşmak için yapılacaklar gücünü aşmıyor ve kontrolü altında devam edeceğinden eminse, bir problemle karşılaşma riski minimumdur. Burada dikkat edilmesi gereken konu yapabileceğinden fazlasını hayal etmesine rağmen, yapılacak konunun kendi gücü ölçüsüne olması gerekir. Çünkü daha başlangıçta kendisiyle rekabete girerek sinsi bir yarış başlatmış olur ve farkında olmadan kendisine zarar vermeye başlar.

Duymak istediklerimiz

En ilginç ihtiyaçlarımızdan birisi de duymak istediklerimizdir. Annelerimizin “benim güzel çocuğum, yakışıklım” sözlerinden aldığımız gücü başka boyutlarda, başka ortamlarda ve başka birilerinden duymayı bekleriz. Bunu yaşamla olan bağımızın senfonisi olarak değerlendirip, beklentilerimizi daha somut hale getirmeliyiz. Eğer yine de bu sözleri duymak istiyorsak, “ki duymak isteriz” o zaman yaptıklarımızın ya da yapmak istediklerimizin karşısına geçip, kendi kendimize haykırabiliriz. Endişelerimizi mutlaka mantıklı çözümlerle gidermeliyiz, çünkü endişe kalıcı olduğu zaman insan hafızasında ikilemlere neden olarak kararsızlıklara dönüşür, kararsızlıklar da başka problemlere neden olur, ardından stres başlar ve yaşam kalitesi düşer.

Endişe ve stres sonucu kimyamızın bozulması, dengelerimizin alt üst olmasıyla başlayan problemler nedeniyle, kendimizi kontrol etmekte ve tanımakta zorlandığımız bir dönem başlar. Kimyamızın bozulması en çok düşünce gücümüzü kullanmak ve kontrol etmekte sorun yaşamamıza neden olur. Ardından yaşamak isteğimizi diri tutan heyecanımızın yavaş yavaş kaybolması işin en dramatik tarafıdır.

Endişe ve stres varsa mutlaka karşılığı da vardır düşüncesi bile endişe ve stresle baş etmek konusunda önemli bir adımdır. Tıpkı hatayı kabul etmekle, hataya karşı çözüm alternatifleri üretmek gibi.

Bilgiyle gelen güzellikler

Bilginin önemli bir özelliği kolaylık, refah, huzur ve güç demektir. Eğer bilgi varsa, endişe ve stres başta olmak üzere, her problemin üstesinden gelme şansını yakalayabiliriz. Çünkü bilgi güçler topluluğunu bir araya getirerek pozitif alternatifler üretir.

Filozof Markus Aurelius; “Yaşamı oluşturan şey düşüncelerdir” teorisindeki haklılık, yaşam gücünün düşüncede saklı olduğunu hatırlatıyor.

“Ne düşünüyorsak oyuz, başarıyı düşünürsek başarılı oluruz, sağlık düşünürsek saklıklı, kötü şeyler düşünürsek başımıza kötü şeyler gelir” tanımlamalarının gerçekle ne kadar ilgisi varsa, pozitif temennilerin insana güç verdiği konusunun da gerçekle o kadar ilişkisi vardır.

Yaşamdan övgü beklemek yerine, yaptıklarına eleştirisel pencereden bakmak kendine yapacağın en iyi övgüdür. Siz sizi tanımadıkça, farklılıklarınızın farkında olmayıp kendinizi oturduğunuz yerden yönetmeye çalıştıkça, yaratıcılığınızı engellediğiniz gibi, yeteneklerinizi sınırlamaktan başka bir şey yapmamış olursunuz.




Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir