Kapat !
Anasayfa » İlişkiler » Kötü Dedikodular Nasıl Yayılır?

Kötü Dedikodular Nasıl Yayılır?



Ateş olmayan yerden duman çıkmaz mı? Biraz öyle galiba… Peki, haberler nasıl yayılıyor? Dedikodu sisteminin işleme mekanizması nedir?

BİR DEDİKODUNUN ANATOMİSİ

Düşünülenin aksine, dedikodular sırf birine çamur atmak için yapılmıyor. Dedikoduların ortaya çıkmasının ilk nedeni, gerçeği ortaya çıkarma merakıdır. Bir olayla ilgili bilgi eksikliği hissettiğinizde, kendi imkanlarınızla elde ettiğiniz bilgilerle bu boşluğu doldurmaya çalışırsınız. Yani tam olarak bilmediğiniz bir konu hakkında herkes gibi yaratıcılığınızı kullanarak fikir yürütmeye çalışırsınız. Sosyal medya gibi hızlı yayılma imkanlarından faydalanarak bir dedikoduyu çok kısa zamanda yaymak işten bile değil. İlk başta söylenilenler içinde çekirdek kadar bir gerçek varsa, yayıldıkça, bu çekirdeğin üzerine yorumlar katlanarak eklenir. Bazı kişilerin yorumları oldukça yaratıcı olunca, artık süslü, tam ilgiye layık bir dedikodu ortaya çıkmış olur.

yaz iliskileri

GERÇEK Mİ, YALAN MI?

Bir şey duyduğunuzda “Acaba doğru mu, yoksa yalan mı” diye kendi kendinize soruyor musunuz? Buna karar vermek için bilginin ofis gibi organize bir örgütten kaynaklanıp kaynaklanmadığını kontrol edin. Organize olan bir örgütten kaynaklanan bir dedikodunun doğru olma olasılığı daha fazla çünkü kurumun bireyleri aynı hedef için bir aradalar ve onları direkt olarak ilgilendiren bilgileri edinmekte daha motiveler. Tıpkı müdür istifa ediyormuş türündeki dedikodular gibi.

Aslında organize yerlerde çıkan dedikoduların doğru olma şansı yüzde 90. Karar vermek için dedikodunun ilk kaynağını değerlendirin. Söylenti ilk kimden çıktı? Her şeyi köşelerde konuşan birinden mi, kulislerde olan bitenlerden daha haberdar olan müdürünüzün sekreterinden mi yoksa müdürünüzü çekemeyen, onunla çıkar çatışması içinde olan birinden mi?

Bilginin kaynağı olan kişi dürüst biri olarak tanınıyorsa, şirketteki pozisyonu sağlamsa ve dengeli bir kişiliğe sahipse, ondan duyduklarınıza güvenebilirsiniz.



TEKRAR SAYISI

Doğruluğu bilinmeyen bir söylentinin, tekrar sayısı ne kadar çoksa ve onu ne kadar çok kişinin ağzından duyarsanız, inanılırlığı da o kadar yüksek olur. Her yerde şirketinizin kötü durumda olduğunu duyarsanız, sonunda gerçekten öyle olduğunu düşünmeye başlarsınız çünkü insan beyni tekrar üzerine öğrenmeye alışıktır.

Sürekli aynı dedikoduyu duymak, bütün gün aynı reklamı izlemeye benzer: Günün sonunda reklama yüzde yüz inanmasanız da, ürünün ismini ve neye yaradığını kesin bilirsiniz. Komşunuz bina sahibinin çok zengin olduğunu devamlı söylerse, en sonunda hem ona inanırsınız hem de bu bilgiyi diğer komşularınıza aktarırsınız.

SÖYLENTİLERİN BOĞUCU ETKİSİ

Şaşırtıcı ama içgüdüsel olarak hakkınızda yayılan yanlış söylentileri ne kadar çok yalanlarsanız, insanlar sizi o kadar suçlu görür. Uzmanlara göre yalanlama derecesi asla bir dedikoduyu kesmez. Ne kadar çok karşı koyarsanız, insanlar o kadar çok tersine inanmak ister. Herkesi karşınıza alıp tek tek o erkekle ilişkiniz olmadığını açıklayınca, istemeden aslında dedikoduyu siz de yaymış oluyorsunuz. Buna, akıllarda tutarak dedikodunun yayılması denir. Unutturmadığınız için dedikodunun hayatı daha da uzuyor anlayacağınız.

Hakkınızda bir dedikodu duyduğunuzda, en iyi strateji gülüp geçmek ve sadece bir kez şu cevabı vermektir: “Bu çok komik, sen de bunu biliyorsun.”

Diyelim isminiz, kariyeriniz, ününüz gerçekten tehdit altında. Böyle bir durumda izlemeniz gereken yol şu: Sosyal ilişkileri en kuvvetli olan tanıdığınızı karşınıza alıp meseleye bakış açınızı anlatın. Onu ikna etmeye çalışın. Onu ikna ederseniz, iletişimi kuvvetli olduğundan ve sosyal çevresi onu lider olarak kabul ettiğinden, herkesi ikna etmiş olursunuz. Çünkü onun ağzından aldıkları bilgiye çoğu inanır. Dedikodu konu edindiği kişiye ne kadar zarar verirse, onu yayana da o kadar zarar verir, işte dedikodu yayma alışkanlığınızı kontrol altında tutmak için bir sebep daha.



İlginizi Çekebilecek Benzer Konular


Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*