Anasayfa » Yaşam » Uzun Yaşamın Sırrı ve Beslenmek

Uzun Yaşamın Sırrı ve Beslenmek



Ünlü tıp gazetecisi Sanjay Gupta ilerleyen yaşında ideal formülü bulmuş gibi görünüyor. İddiası şöyle: “Hayatımızın niteliği ve niceliğibizim ellerimizde. Uzun ömür, doğadan ziyade yaşam tarzımıza, beslenmemize bağlı…”

HİNTLİ bir aileden gelen ABD’li beyin ve sinir cerrahı, tıp gazetecisi Sanjay Gupta, bir kez daha ses getirecek açıklamalarda bulundu. 1990’lı yıllarda her söylediği olay olan ve aylardır tartışılan Gupta, bu kez “Şimdilik kaydıyla bilimi boş verin. Siz kendinize bakın. Uzun yaşamak sizin ellerinizde” diyerek uzun ve sağlıklı yaşam reçetelerini altüst etti. Aynı zamanda CNN International televizyon kanalının tıp muhabirliğini de yapan Gupta, “Ne kadar yaşayacağınızı mı merak ediyorsunuz? Buna genleriniz mi yoksa yaşam tarzınız mı karar verecek?” sorularıyla başladığı açıklamasına şöyle devam etti:

“Tıp fakültesini bitirdiğimde doktorlar, uzun yaşamın sırrı konusunda dalgalı görüşlere sahipti. Herkes farklı bir düşüncedeydi. 1990’ların sonunda dikkatler, insanların yaşam tarzına çevrildi. Doğru beslenme, yeterli egzersiz ve sigara içmemek, uzun yaşamın sihirli formülü olarak lanse edildi. 2000’li yıllara gelindiğinde profesörlerim, insanların gen haritasını çıkarıp uzun hayat konusundaki dikkatleri DNA’da (canlının biyolojik gelişimi için gerekli olan talimatları taşıyan asit) ve kişinin soy ağacında yoğunlaştırdılar. Eğer anne babanız, büyük anne ve büyük babanız, uzun yaşamışlarsa, sizin de o süre kadar yaşayacağınız kuvvetle muhtemeldi.”

İDDİALAR MUHTELİF

Birkaç yıl önce tıpta devrim yaratan ve heyecan uyandıran CRISPR teknolojisi, sizin ne kadar yaşayacağınızı belirleyebiliyor. Bu bir gen düzenleme aracı. Daha hızlı ve daha yüksek doğruluk oranına sahip bu teknolojide DNA diziliminde ekleme, çıkarma yapmak, bir başka deyişle dizilimde değişiklik yapmak mümkün. Diğer taraftan uzun ömür, beslenmeye ve yaşam tarzına bağlı bir süreçse burada bir çelişki var demek. Sanjay Gupta, bunu bir örnekle açıklamaya çalışıyor: “İkizleri ele alalım. Doğumda ayrılmış olmalarına rağmen biyolojik olarak birbirlerinin mükemmel kopyalarıdır. Uzun ömre genler karar veriyorsa, ikisi de hemen hemen aynı yaşlarda ölecektir. Ama karar verici faktör, yaşam tarzıysa ve ikizlerin her biri farklı yaşam tarzları sürecekse farklı yıllarda hayatlarını kaybedeceklerdir. Boyunuzu yüzde 80-90 oranında anne ve babanız belirler. Bu da ikizlerin aynı boyda, aynı göz renginde, aynı fiziki özelliklerde olmasını sağlar. Ama bu, aynı yaşta ölecekleri anlamına gelmez. Büyükanneniz 100 yaşında öldüyse ve siz sağlıksız besleniyor, sağlığınıza dikkat etmiyorsanız, sizin yüzyılı devirmeniz pek mümkün olmaz.”

ÖNEMLİ OLAN YAŞAM TARZI

Harvard Kamu Sağlığı Okulu’nda yapılan bir araştırmaya göre beş basit alışkanlık, kadınların 14, erkeklerin ise 12 yıl daha fazla yaşamasını sağlayabilir. Bunlar; sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz yapma, uygun vücut ağırlığım koruma (sık sık kilo alıp vermeme), alkol ve sigara tüketiminden kaçınma şeklinde sıralanabiliyor. Bunlara bir de bilim adamlarının son zamanlarda yaptığı bir değerlendirmeyi de ekleyelim: Güçlü bir sosyal ağ içinde bulunma.

Bu beş ya da altı maddelik reçeteyi benimseyen kişilerin, kalp hastalıklarından ölme riski yüzde 82, kanserden ölme ihtimali de yüzde 65 oranında azalıyor.

Bu bilgileri Gupta, şöyle özetliyor: “Geçtiğimiz bir yüzyıl içinde ABD’dc ortalama ömür, 30 yıldan fazla arttı. Şimdilik, hayatımızın niteliği vc niccliği, bizim ellerimizde. Mesele uzun ömre geldiğinde doğadan ziyade yaşam tarzımıza, özellikle de beslenmemize odaklanmamız gerektiği açık.”

Yaşınız, beslenmenizi nasıl etkiliyor?

Gupta’nın sözünü ettiği sağlıklı beslenme nasıl bir şey?

Her yaşta, her istediğimiz şeyi yiyebilir miyiz? Yoksa yaşa göre mi beslenmeliyiz? Sağlıklı ya da sağlıksız beslenmemizi etkileyen faktörler maliyet mi, bulunabilirlik mi yoksa canımızın istemesi mi? Obez olmamak için ne yapmalıyız? İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu VVilliam Shakespeare, iştahımızın yedi farklı dönemi olduğunu söylemişti. Kendisi tıp adamı değildi ama 400 yıl sonra tıp dünyasına ilham verecek kadar ileri görüşlüydü. Bu yedi dönemi günümüze, İngiliz yayın kuruluşu BBC, tıp çevrelerinin görüşlerini alarak uyarladı:

0-10 yaş arası

Çocuklar, hızlı gelişim sürecindedir. Ancak bu dönemde yenecek yemek, çocuğun gelecekte şişman ya da normal kilolu olup olmayacağına karar verecektir. Çocuk bu yaşlarda bile kontrollü olmayı öğrenmek zorundadır. Ebeveynler, “tabağını bitir” dayatması yerine küçük porsiyonlarla çocuğunun geleceğini korumak durumundadır.

Mutlaka Okuyun:  Kadınlığımızı Baskılayan Bilinçaltı İnançlarımız

Abur cubur yiyecekler bu evrede çocuğa verilmemeli. Batı dünyasında televizyonda abur cubur reklamlarının kısıtlanması konusunda hükümetlere baskı giderek artıyor.



10-20 yaş arası

Yetişkinlik dönemine geçişte iştahı hormonlar yönlendirir. Bu dönemde kişinin yiyeceğe olan yaklaşımı, bütün hayatı boyunca kalacak yemek alışkanlığını belirler. Ne yazık ki büyüklerin ihmali, gençlerin sağlıksız yiyeceklere yönelmesine neden olmaktadır. Genç kızlar bu dönemde beslenme eksikliklerine erkeklerden daha yatkındır. Sebebi, hamile kalma ihtimalleridir. Hamileler, kendi gelişimleriyle birlikte fetüslerinin gelişimini de sürdürmek zorundadır.

20-30 yaş arası

Üniversiteye gitme, evlenme, eşle birlikte yaşama gibi faktörler, kilo almaya yatkınlığı da beraberinde
getirir. Yağlar bir kere vücutta birikti mi kaybedilmesi zor olur. Vücut daha güçlü iştah sinyalleri üretir. Fizyolojik ve psikolojik faktörler de devreye girince ihtiyacımız olan enerjiden fazlasını alırız. Farklı yiyecekler beyine farklı sinyaller gönderir. Örneğin yağ, beyinde “yemek yemeği durdur” sinyalini tetiklemez. Diğer taraftan yüksek proteinli ya da fazla su ve lif içeren yiyecekler, bizi uzun süre tok tutacaktır.

30-40 yaş arası

Bu yaş grubu insanların yüzde 80’i yemek yeme alışkanlıklarını değiştirir. Çalışma hayatının en yoğun olduğu bu dönemde mide gurultularıyla mücadele zorlaşır. Kişi stresten şikayet etmeye başlar. Yüksek kalorili yiyecekleri tüketme konusunda dayanılmaz bir istek belirir. Atıştırmalıklara yatkınlık artar. İşverenler, sağlıklı ve üretken bir iş gücünü ellerinde bulundurmak istiyorlarsa abur cubur otomatlarını ortadan kaldırmalıdır.

40-50 yaş arası

“Diyet” kelimesi Yunanca “diaita” sözcüğünden gelir. “Yaşam tarzı” ya da “yaşam modu” demektir. Fakat biz öyle yaratıklarız ki, tercihlerimizi değiştirmeye istekli olamayız. Ne istiyorsak onu yemeğe eğilimli oluruz. Üzerimize yerleşmiş olan yaşam tarzımızı bozmayız. Bu aşamada yine de sağlıklı bir vücut ve sağlıklı bir kafa yapısına sahibizdir. Sağlımızın kötüleşmekte olduğuna dair belirtiler de olur. Bu, sağlıksız bir diyetin, fiziki atıllığın ve içki, sigara gibi kötü alışkanlıkların sonucudur. Tansiyona ve kolesterol seviyesine dikkat etmek gerekir.

50-60 yaş arası

Hayatın öyle bir evresidir ki 50 yaşından sonra kas kütlemizde, yılda yüzde 0.5-1’lik oranlarda
kayıplar başlar. Fiziki aktivitelerimiz azalır. Daha az protein tüketiriz. Kadınlarda menopoz, kas kütlesinin azalma hızını artırır. Damak zevkine hitap eden yiyecekler, bu yaş grubuna uygun düşmez. Protein zengini atıştırmalıklar, yaşlıların toplam protein alimim artırmak için ideal bir fırsat olabilir. Fakat böyle atıştırmalıklar çok azdır.

60-70 yaş arası ve ötesi

Bu dönemde hayat kalitesi, zinde kalmakta önemli rol oynar. Ya da toplumun özürlü, sosyal yaşam dışı kalmış bir üyesi olarak kenara çekiliriz. Yaşlılığın ileri safhasında iştah azalır, açlık hissi duyulmaz. İstem dışı bir kilo kaybı başlar. Vücudun kırılganlığı artar. Bu da başta Alzheimer olmak üzere çeşitli hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini artırır. Bu yaşlarda eşin kaybedilmesi, yemekten zevk alma duygusunu daha da bozar. Tat alma duyusu kalmaz, yutma güçlüğü başlar, diş sorunları çoğalır. Unutmamalıyız ki yiyecek sadece vücudumuzun yakıtı değil, aynı zamanda zevk almamız gereken sosyal ve kültürel bir deneyimdir.

Sanjay Gupta kimdir?

1960’larda Hindistan’dan ABD’ye göç eden bir ailenin çocuğu olarak ülkenin otomotiv başkenti Detroit’in bir banliyösünde doğdu.

Annesi de babası da otomobil mühendisiydi. Annesi, Ford Motor Company tarafından işe alınan ilk kadın mühendisti. Gupta, Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan kısa süre sonra son derece prestijli kabul edilen Beyaz Saray Dostları’ndan biri olarak seçildi (1964’te Başkan Lyndon Johnson tarafından oluşturulan bu programa seçilen 15 kişi, Federal hükümet adına bir yıl önemli görevlerde hizmet veriyor).

Gupta da zamanın First Lady’si Hilary Clinton için sağlıklı yaşam formülleri yazmış, bu konuda konferanslar vermişti. 2001’de CNN’e tıp gazetecisi olarak katıldı.

İki yıl sonra Irak’a gitti ve savaşta kötü yaralanmış çocukları ameliyat etti. Frank Sinatra ve Gypsy Kings topluluğunun müziklerini dinleyerek ameliyat yapmaktan hoşlanıyor. Dünyanın bütün kıtalarında yürüyüş yapmakla övünüyor. Kişisel kahvaltısı; yulaf ezmesi, kahverengi şeker ve yaban mersini. Yaşamını tıp ve medya olmak üzere ikiye ayırdığını söyleyen Gupta, mutfak kazası geçiren eşine ayak üstü dokuz dikiş attığı günü ise hiç unutamıyor.

Alev Rîgel




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*