Anasayfa » Sağlık » Stres ve Ruh Sağlığı » Hayır Diyememenin Dayanılmaz Ağırlığı

Hayır Diyememenin Dayanılmaz Ağırlığı



Evde, işte ya da arkadaş ortamında… Belki bilerek, belki de farkında olmadan bir türlü hayır diyemiyorsunuz. Kimseyi kırmak istemiyor, herkesin yardımına koşmaya çalışıyorsunuz. Ama dikkat edin! Bu durum ileri boyutta size zarar verebilir. Sandığınızın aksine, sınırları baştan çizmek ve koruyabilmek daha sağlıklı; size mutlu olacağınız bir ortam sağlıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi Klinik Psikoloğu Özlem Kelle ile hayır diyememenin dayanılmaz ağırlığını konuştuk.

‘HAYIR’ DEMEK BİZE NEDEN ZOR GELİYOR?

Aile ortamımız, sosyal yaşamımız, iş hayatımız gibi insani ilişkilerimizin oluştuğu ve şekillendiği ortamlarda kendimizi bütünün bir parçası olarak görmek isteriz. Bireyselliğimizin yanında ilişkilerimizi doyurucu hale getiren ait olma duygumuz da önemli bir yer tutuyor, içinde bulunduğumuz kültürün öğretileri gereği bireyselliğimizi korumak adına ‘hayır’ demeyi grubun dışında olmak şeklinde algılayabiliyoruz. Hayır dediğimizde toplumun diğer üyeleri tarafından bencil ya da kötü insan olmakla yargılanacağımızı ve reddedileceğimizi düşünüp korku, kaygı yaşayabiliyoruz. Hayır deyip tüm bu olumsuz yargıların ve duyguların hedefi olmaktansa her şeye rağmen ‘evet’ demek birçoğumuzun öncelikli tercihi olabiliyor. Kişisel sınırlarımızı koruyamadığımız, evet’lerimizin yoğun olduğu bu ortamlarda hayır demek, gün geçtikçe daha zorlaşabiliyor.

ÇOCUKKEN HAYIR DEMEK, İTİRAZ ETME HAKKINI KULLANMAK KOLAYKEN BÜYÜYÜNCE BU NEDEN ZORLAŞIYOR?

Erken çocukluk dediğimiz dönemde dünyayı keşfetmeye ve anlamaya başlarız. Dünya bizim etrafımızda döner, anne ve babamız bize göre şekil alır, hayatlarını bize göre düzenler. Onlardan gelen ‘hayır’lara fazlasıyla direnç gösterirken, kendi hayatımıza ve alanımıza yönelik sınırlarımız nettir. Brokoli yemek istemiyorsak ya da annemizin ısrarla istediği kazağı giymek istemiyorsak rahatlıkla hayır deyip diretebiliriz. Ve biliriz ki hayır desek de diretsek de ailemizin bir üyesi, anne ve babamızın çocuğu olmaya devam ederiz. Ancak yaş geçtikçe ve gelişim evrelerimizi tamamladıkça yaşam alanımız sadece evimizden ibaret olmaz. Okul, iş gibi farklı ortamlara girdikçe ve insani ilişkileri deneyimledikçe hayatımıza giren diğer insanların ‘hayır’larımızı anne ve babamız kadar tolere edemeyeceğini düşünürüz. ‘Hayır’ dediğimizde sevilmeyeceğimiz ve değer görmeyeceğimiz fikrine kapılabilir, reddedilmeye ilişkin korku ve kaygılar yaşayabiliriz. Bu olumsuz düşünce ve duygular da yetişkinlik dönemimizde girdiğimiz ortamlarda ‘hayır’ dememizi zorlaştırıyor.

“HAYIR DİYEBİLMEK KENDİMİZE YÖNELİK FARKINDALIĞIMIZIN BİR GÖSTERGESİDİR.”

REDDEDİLMEK NEDEN BİZİ KORKUTUYOR?

İnsan sosyal bir varlık. Gelişmek ve olgunlaşmak için insani ilişkilere ihtiyacımız var. Bebekler üzerinde yapılan zihinsel gelişime yönelik araştırmalar gösteriyor ki beyin gelişiminde, kurulan sosyal ilişkilerin önemli bir rolü var. İlişkilerin gelişimi destekleyici, besleyici rolünü duygusal ve sosyal gelişimimizde de görüyoruz. Bir gruba ait olma, sevme-sevilme ihtiyaçlarımız var ve bunu ancak kurduğumuz ilişkilerle karşılayabiliyoruz. Gruba ait hissetmeme, dışlanma ve içe kapanma ise bu ihtiyacın karşılanamaması anlamına geliyor. Ve bu da bize korku ve kaygı veren bir durum olabiliyor.

HAKLI OLDUĞUMUZ BİR ALANDA ‘HAYIR’DEMEK KİŞİSEL GELİŞİMİMİZE NASIL BİR ETKİ SAĞLAR?

Kendimize yönelik farkındalığımız kişisel gelişimimizde önemli bir rol oynar. “Neyi yapabiliriz, neyi yapamayız; neye yönelik toleransımız yüksek, sabrımızın tükendiğini nasıl hissederiz; neyi severiz, hoşlanmadığımız durumlar nelerdir” gibi birçok sorunun cevabını verebilmek bize yaşamda kendimize ait bir alan oluşturmaya zemin hazırlar, ihtiyaçlarımızı, ilgi alanlarımızı, güçlü ya da geliştirmemiz gereken yönlerimizi bilmek, yaşamımızı daha gerçekçi bir zemine dayandırmayı ve bunun akabinde mutlu bir yaşam sürmeyi sağlar. Bu farkındalık bize uzun vadede sağlıklı özgüveni ve yaşamımızda karşılaştığımız zorluklarla baş etme gücünü de verir.

Hayır diyebilmek de kendimize yönelik farkındalığımızın bir göstergesidir. Hoşlanmadığımız ya da ihtiyaçlarımızın geri plana atıldığı bir duruma hayır diyebilmek, kendimize kurduğumuz alanı korumayı sağlar. Böylelikle kendimize olan inancımızı ve güvenimizi de güçlendirmiş oluruz.

EVİMİZDE miR’ DİYEBİLECEĞİMİZ, SINIR KOYABİLECEĞİMİZ BİR ALANA ÖRNEK VEREBİLİR MİSİNİZ? ÖRNEĞİN ÇOCUĞUMUZA HAYIR DEDİĞİMİZ HALDE NEDEN SÖZÜMÜZÜ DİNLEMİYOR? ACABA DOĞRU ŞEKİLDE SINIR ÇİZEMİYOR MUYUZ?

Çocuğa sınır çizmek birçok anne ve babanın zorlandığı bir konu. Bazı anne ve babalar çocuğa hayır demenin, ev içinde uyulması gereken kurallar koymanın çocukla olan ilişkilerini zayıflatacağını düşünüyor. Altta yatan temel kaygı ise sevilmeyen, istenmeyen, kötü bir ebeveyn olmak. Bu kaygı çoğu zaman sınır koyulsa da anne ve babaların tutarsızlık yaşamasına sebep olabiliyor. Örnek verecek olursak, maddi açıdan sıkıntı yaşanan bir dönemde çocuğun zaruri olmayan talepleri anne ve baba için zorlayıcı olabiliyor. Bir yandan çocuğu maddi sıkıntı yaşandığına dair mesajlara maruz bırakmak, öte yandan çocuğun her istediğine evet demek, ebeveynin tutarsız olmasına ve çocukta da sınır tanımazlığa sebebiyet verebiliyor. Oysa çocuğu içinde bulunulan maddi olanaklar konusunda bilgilendirmek ve sınırlandırmanın gerekçelerini makul bir şekilde anlatmak çocuğun konulan sınırlara uyum göstermesini sağlıyor. Bu sayede aile içinde açık iletişim de sağlanmış oluyor. Kısacası çocuğa hayır derken ve sınır koyarken ebeveynlik kaygılarımızın farkında olmak önemli. Sınır koymak çocuğumuzun bizi sevmeyeceği, istemeyeceği anlamına gelmez.

Hatta çocuk yetişkinlik döneminde kendini güvence altına alacağı sınırları belirlemenin önemini bu sayede öğrenmiş olur.

AYNI ŞEKİLDE İŞ ORTAMINDA YAŞANABİLECEK DURUMLARA BİR ÖRNEK VEREBİLİR MİSİNİZ?

Düşünün ki ofisinizde yoğun bir süreçten geçiyorsunuz. Yapılması gerekenler için iş bölümü yapılmış ve kısıtlı bir zamanda bitirilmesi gereken işler söz konusu. Kendinize düşen görevi yerine getirmek için bir program yapıp, yoğun bir şekilde mesai harcayarak planınız dahilinde işinizi bitirmeyi hedefliyorsunuz.

Ve temel motivasyon kaynağınız bu yorucu sürecin hemen ardından size iyi gelecek bir günlük kısa tatil kaçamağı. Ancak bir anda yakın olduğunuz iş arkadaşınızdan bir talep geliyor. Üzerine düşen işleri yetiştiremediğini ve sizin yardımınıza ihtiyaç duyduğunu söylüyor.



Talebine evet demek, yaptığınız kısa tatif planınızı iptal etmek anlamına geliyor. Arkadaşınızın yardım çağrısını telefonda dinlerken gözünüzün önünden planladığınız tatilde yapacaklarınız geçiyor. Bu durumda ikilemde kalabiliyorsunuz. Arkadaşınızın yardım çağrısına hayır demek mi? Kendi istek ve ihtiyaçlarınıza hayır demek mi? insani ilişkilerin yoğun olduğu iş hayatımızda da sınırlarımız önemli bir yer tutuyor. İş arkadaşlarımız, üstlerimiz ile astlarımızla sağlıklı ilişki ve iletişimimizin olmadığı ortamlarda iş doyumu yakalamamız, performansımızı tam anlamıyla ortaya koymamız zorlaşıyor. Birçoğumuz için bu olumsuzlukları yaşamanın temelinde sınırlarımızı belirleyemememiz ya da koruyamamamız yatıyor. Bu durumda örnekteki senaryo ya da benzerlerini yaşama sıklığımız artıyor. İhtiyaçlarımızı ikinci plana atarak, bizi zorlayacak fedakarlıkları yaparak iş arkadaşlarımızla güçlü bağ kuracağımıza ilişkin düşünce çok da gerçekçi değil. Hayatımızın her alanında olduğu gibi iş yaşantısında da başkalarına ‘evet’ demek için kendi ihtiyaçlarımızı ötelemek bize uzun vadede öfke ve güceniklikle geri dönebiliyor. Oysa ki sınırları baştan çizmek ve koruyabilmek mutlu olacağımız bir iş ortamı sağlıyor.

  Bahar ve Stres

‘HAYIR’ DİYEBİLMENİN, SINIRI NET ÇİZEBÎLMENİN KURALLARI VAR MI?

‘Hayır’ derken kendimizi rahat hissetmemiz önemli bir nokta.

Karşı taraftan gelebilecek olumsuz tepkiye hazırlıklı olmak ve sakin kalmak gerekiyor. Konuşmaya “Bunu yapmayı çok isterdim fakat…” gibi olumlu ifadelerle başlamak gerilimi azaltabiliyor. Hayır demenin gerekçesini sunmak karşı tarafın bize anlayış göstermesini ve empati kurmasını sağlıyor. Birçoğumuz hayır diyecek olmanın gerginliğiyle ‘beyaz yalanlara’ başvurabiliriz. Bu durum daha çok gerilim ve stres yaşamamıza neden olabilir. ‘Hayır’ demenin sebebi ne olursa olsun dürüstçe bir açıklama yapmak önemli. Hayır cevabına rağmen karşı tarafın kabullenememesi ve ısrarları söz konusu olabiliyor. Bu durumda yapıcı olmak adına empatik yaklaşıma sahip olmak ve kendi duygularımızı paylaşmak çözüm yollarından biri. Israr söz konusu olduğunda dirençli olmak gerekiyor. Tutarsızlıklar kendi alanımızı korumayı güçleştiriyor. ‘Hayır’ dediğimiz bir talebe ısrar sonrasında ‘evet’ demek karşı tarafın bizi kontrol edebileceği mesajını verebiliyor, kendimize dair inancımızı ve güvenimizi düşürebiliyor. Hayır dediğimiz durumlarda tutarlı olmanın önemini unutmamamız gerekiyor.

‘HAYIR’ DİYEMEDİĞİMİZ SÜRECİN UZAMASI NELERE YOL AÇABİLİR? BİR SÜRE SONRA KİŞİ HAYATINI KONTROL ETMEKTE ZORLANMAYA BAŞLAYABİLİR Mİ?

İnsani ilişkilerimizde evet cevapları kısa vadede karşı tarafı tatmin etse de bizim için uzun vadede hem karşı tarafa hem kendimize öfke duymamıza sebep olabiliyor. Gruba ait olma, sevme ve sevilme, “biz” duygusuna sahip olmak kadar “ben” değerini oluşturmak ve korumak, kendimizle sağlıklı bir ilişki kurmak da hayatımızda önemli bir rol oynuyor. Hayır diyemediğimiz durumlar, kendimizden, istek ve ihtiyaçlarımızdan uzaklaştığımız, kendimize yabancılaştığımız durumlar. Bu ise bizi uzun vadede kendimize öfke duymaya ve benliğimize karşı yargılayıcı olmaya götürebiliyor. Bu durumlardan kaynaklı olumsuz ruh hali zamanla ister çocuğumuz olsun ister iş arkadaşımız ya da patronumuz, karşımızdaki kişiye karşı da öfke duymaya, onlardan uzak durmaya kadar gidebiliyor. Uzun vadeli sonuçların farkında olmak anlık “evet”lerimizi azaltmamızı sağlıyor. Bu sayede başkası tarafından kontrol edilmek yerine hayatımıza kendimiz bir yön verebiliriz.

HERKES TARAFINDAN ONAYLANMAK ŞART MI? BU DUYGUDAN NASIL KURTULABİLİRİZ?

Bu noktada yaşamımızda kendimize koyduğumuz kuralları ve varsayımlarımızı sorgulamak gerekiyor. “Hayatımda her zaman herkes tarafından kabul görmeliyim” “Herkes tarafından her zaman onaylanmalıyım”, “Eğer onay görmezsem sevilmez ve değersiz olurum” gibi mutlak kurallar ile varsayımlar gerçekçi olmayabiliyor ve sorgulamayı gerektiriyor. Onay ve kabul görmek, aidiyet ihtiyacımız gereği hepimizin isteyeceği durumlar. Ancak katı kurallar ve varsayımlar üzerine kurduğumuz onay arayışı, bizi herkesi memnun etme çabasına sokabiliyor.

Kendimizi hayatımızdaki insanların mutluluğuna ve memnuniyetine adadığımız zamansa büyük bir yükün altına giriyoruz ve bir noktadan sonra tükenmişlik kaçınılmaz oluyor. Mutlak kurallarımızın gerçekçi olmadığını, her durumda işimize yaramadığını göz önünde bulundurup herkesi memnun etmek ve onaylanmak için verdiğimiz çabaların bizi ne kadar hırpaladığının farkında olursak hayatımızda kendi sesimizi duymaya da fırsat tanımış oluruz.

GÜVENİMİZİ YENİDEN KAZANMAK İÇİN BİZE NASIL TAVSİYELERDE BULUNABİLİRSİNİZ?

Hayatımızdaki insanlara ‘evet’ diyerek gösterdiğimiz bağlılık kadar kendimize olan bağlılığımız da önemli. ‘Hayır’ demeyi sağlayan en önemli unsur kendimizle kurduğumuz sevgi ve saygıya dayanan, sağlıklı ilişkidir.

Duygu ve düşüncelerimizin, istek ve ihtiyaçlarımızın farkında oluşumuz bu sağlıklı ilişkiyi mümkün kılar. Kendimize yönelik farkındalıklarımızı artıran, kendi iç sesimizi duyabileceğimiz “ben zamanı”mızın olması bunun için bir yol olabiliyor. Kısıtlı bir zaman da olsa günlük rutinimize bize iyi gelecek aktiviteler sokmak; örneğin deniz kıyısında yürüyüş ya da meditasyon yapmak, sanat aktivitelerine yönelmek hem bedenimize hem ruhumuza iyi geliyor. Kendimize gösterdiğimiz ilgi ve şefkatle, benliğimize dair bilgeliğimizle sınırlarımızı sağlıklı şekilde çizebiliriz. Bu sayede insani ilişkilerimiz de sağlam bir zemine dayanıyor.

BU DEĞİŞİM İÇİN GEREKLİ MOTİVASYONU NASIL SAĞLARIZ?

Sosyal varlıklar olarak ihtiyacımız olan ‘biz’ duygusunun yanında ‘ben’ olma ihtiyacımızı da göz önünde bulundurmalıyız. Kendimize, değer yargılarımıza, istek ve ihtiyaçlarımıza, sınırlarımıza dair farkındalıklarımız, evet’lerimizin yoğun olduğu hayatımızda törpülenmemizin ve değişmemizin motivasyonunu oluşturur. Gerektiğinde ‘hayır’ diyebilmenin kendimize duyduğumuz saygının ve sevginin bir göstergesi olduğunu unutmayalım. Gerek aile yaşantımız, gerek iş hayatımız gerekse sosyal ilişkilerimizde doyumu elde etmenin kendi alanımızı korumayla mümkün olduğunun bilincinde olalım.

HAYIR DEMEDEN HAYIR DEMENİN YOLLARI

Nasıl mı? İşte bazı öneriler…

  • Yardımcı olmayı çok isterdim ama yapamam.
  • Şu an müsait değilim, bu konuyu daha sonra konuşalım mı?
  • Beni düşündüğün için teşekkürler ama şu an mümkün değil.
  • Bu seferlik beni pas geçersen sevinirim.
  • Kusura bakma, sana bugün yardımcı olamayacağım.
  • Üzgünüm ama bunu kabul edemem.
  • Yardıma ihtiyacın olduğunun farkındayım ama bunu şu anda yapabilmem mümkün değil.
  • Önerdiğin şey mümkün değil ancak onun yerine şöyle bir şey yapabiliriz.

Elif Ergün Tuncer




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*