Laboratuvar işi sentetik balık yer miydiniz?

Laboratuvar işi sentetik balık yer miydiniz?

SENTETİK balık yer miydiniz? Kulağa korkunç geliyor ama isteseler de istemeseler de torunlarımız yiyecek gibi görünüyor. Doğal kaynakları hızla tüketiyoruz çünkü. Aşırı avlanma, balıkların vahşi yaşamdaki sayılarını azalttı. Deniz mahsullerine talep artıyor, buna karşılık balık ve diğer deniz canlılarının sürdürülebilirliği her geçen yıl tehlikeye giriyor. Bir gün, bir fabrikanın laboratuvarlarında elde edilen hücrelerden yetiştirilmiş balıkları yiyor olacağız. Planlamalar hazır. Başlamak için sadece uygun piyasa şartları aranıyor.

Halen havyar üretimi yapan şirketler, şimdiden laboratuvar işi balıkların, tüketicinin beğenisine sunulacağı günü heyecanla bekliyor. Belki müşteriye bile söylemeyecekler. Beğenip beğenmediklerini soracaklar ve “Yediğiniz işte buydu” diyecekler.

BALIKLAR HIZLA TÜKENİYOR

Havyar üreticilerinin sentetik balık merakı boşuna değil. Dünya havyar piyasası 900 milyar doları aştı. 2025’e kadar da sadece yüzde 10’luk bir büyüme tahmin ediliyor. Çünkü havyarın çıkarıldığı mersin balığının üretimi son on yılda yüzde 70 oranında geriledi. Bu, ürkütücü bir rakam. Havyar çiftliklerinin, sentetik balığa geçiş yapmaları kaçınılmaz. Birleşmiş Milletler verilerine göre aşırı avlanma, balık stoklarını azalttı. British Columbia Üniversitesi’nden Okyanuslar ve Balıkçılık Enstitüsü profesörü Daniel Pauly, “Meseleyi basitçe anlatmak gerekirse, balıklar hızla tükeniyor” diyor. Ardından ekliyor: “Trend, kötüye gidiyor. Geçen yüzyıla kadar insanoğlu, sadece balıkçılıkla hem karnını doyururdu hem de ticaretini yapıp para kazanırdı. Günümüzde böyle bir durumdan söz etmek pek mümkün değil. Artık avlanarak yaşamımızı sürdüremeyiz. Balıkçılık da bir avlanma şekli. 21’ind yüzyılın ortalarında 10 milyar insanı sadece avlanma ile doyurma fikri, gülünç bir tahmin olmaktan öteye geçemiyor.”

BALIKTAN KÖK HÜCRE ÜRETTİLER

Balık çiftlikleri çok yaygın. Vahşi doğada yakalanan az sayıda balığın boşluğunu dolduracak kapasitedeler. Fakat açığı kapatma konusunda piyasadan gelen baskıları ne kadar süreyle göğüsleyebileceklerinden emin değiller. Bunun için tek çarenin, laboratuvarlara gitmek olduğunu fark ettiler. Balıklar bundan böyle laboratuvarlardan çıkacak. İnanmayacaksınız ama bu işte de Silikon Vadisi’nin parmağı var. Vadideki dahiler, balıktan kök hücre üretme tekniği geliştirdiler. Bu teknikle, ticari değeri olacak sayıda sentetik balık üretecekler ve yenebilir balık eti elde edecekler.

Kök hücre, hücrenin bir türü. Embriyolarda veya yetişkinlerde bulunuyor. Çok sayıda özelleştirilmiş, farklı hücreler halinde çoğalıyor. Kas hücreleri içinde gelişiyor ve insanların yemekten hoşlanacağı balık etine dönüşüyor. Ama sentetik balığın görüntüsü, balığa benzemiyor. Başı, ağzı, gözleri, kuyruğu, kılçığı, derisi, kanı, yüzgeçleri olmuyor. Elde edilen lop eti pişirip, balık eti tadında yiyorsunuz. Her tür balığın etini sentetik olarak üretmek mümkün.

Sentetik balık için altyapı da, laboratuvar ortamı da hazır. Sadece ürünlerin ticarileştirilmesi için resmi kuramların onayı bekleniyor. Bu onayın, iki üç yıldan daha kısa zamanda gelmesi beklenmiyor. Hem üretici hem de tüketici açısından en önemli handikap, fiyat gibi görünüyor ancak organik balıktan daha pahalı olmayacağı konusunda yaygın bir hesaplama var. ABD’nin San Francisco kentinde faaliyet gösteren ve somon ticaretiyle uğraşan Wild Type şirketinin CEO’su Justin Kolbeck’e göre yeni ürün belki piyasaya pahalı çıkacak ama fiyatının kısa sürede organik balıkla eşitleneceği bir ” noktaya gelinecek.

SENTETİK “TEMİZ” ET

Singapur’daki Silikon Vadisi’nde de Shiok Me-ats şirketinin bilim insanları deneyler yapıyor.

Buna göre karideslerden alınan kök hücre numuneleri, geniş biyore-aktör odalarında, belli bir basınç ve sıcaklık altında, paslanmaz çelik tanklar içinde bekletiliyor. Daha sonra balık eti hazır. Şirketin kurucusu ve genel müdürü Sandhya Sriram, “Laboratuvar ortamında ürettiğimiz etlerin, mezbahalardan gelen etlerle hiç bir tat farkı bulunmuyor. Aksine biz laboratuvarlar-da hayvanları kesmemiş oluyoruz. Bu, daha insancıl bir üretim tarzı değil mi?” diyor. Şirket gelecek yıl, ürettiği sentetik etleri önce kıyma olarak Singapur piyasasına, sonra da Doğu Asya pazarlarına sunacak.

Avantajları bu kadarla bitmiyor. Sentetik etin bakterileri olmayacağından içine antibiyotik katılmayacak. Üretim sırasında da atmosferde ısınmaya neden olan sera gazı emisyonu olmayacak. Şirket bu nedenle ürünlerine “temiz et” diyor. Ama bütün bu avantajlara karşın, tüketilecek elektrik çok fazla olacak (Yanlış okumadınız. Sadece Singapur’da değil, dünyanın pek çok yerinde Silikon Vadisi benzeri, yüksek teknoloji merkezleri bulunuyor. Bazılarının adında silikon kelimesi bile geçiyor. İstanbul’da “ITÜ – ITÜ Technopolis”, Ankara’da “METU – ODTÜ Tech-nopolis” ve yine Ankara’da “Hacettepe Technopolis” bu merkezlerin Türkiye örnekleri).





Balıkların dünyası

Balıklar, binlerce yumurta yumurtlar. Ancak bu yumurtalardan sadece birkaç yüz tanesi hayatta kalır. Eğer bütün yumurtalardan çıkan yavrular yaşasaydı, okyanuslar I bir günde balıkla dolardı. Bir yılda 300 milyon yumurta bırakan türler bile vardır.

Bütün balıklar denizlerde yaşamaz. Akciğerli balıklar da var. Hem ciğerlere hem de yüzgeçlere sahiptirler.

Kendilerini bir mukoza içine sarıp karada yıllarca yaşayabilirler.

Büyük beyaz olarak bilinen köpek balıkları, vücut ısılarını yükseltme kabiliyetine sahiptir. Böylece soğuk sularda rahatlıkla avlanabilirler.

Balıkların ses telleri yoktur ama değişik sesler çıkararak birbirlerine mesaj gönderebilirler. Haberleşmek uğruna kılçıklarını titreştirip, dişlerini gıcırdatanları bile vardır.

Balıklar da uyur. Fiziksel aktivitelerini azaltır, metabolizma faaliyetlerini düşürür ve hareketsiz kalırlar.

Ancak beyin dalgaları, (insanların uykularından farklı olarak) sürekli hareket halindedir.

Çoğu kişinin merak ettiği gibi balıklar da su içer. Tuzlu ı su balıkları tatlı su balıklarından daha çok su içer. Ama bu işlem, suyun vücuda girip çıkmasıyla gerçekleşir. Aksi halde balıklar, kurumuş üzüm gibi olurlardı.

İnsanlar, 40 bin yıl önce balık tutarak yaşamlarını sürdürüyordu. Balık yakalamakta kullanılan ilk kanca, 24 bin yıl önce icat edilmişti.

Balıkların çoğu etrafını renkli olarak görür. Bir balık tankındaki balıkların sizi renginizle, şeklinizle ayrıntılı bir şekilde gördüğünden emin olabilirsiniz. Balıklar, polarize (dikey dalgalardan oluşan ışık) ve ultraviyole (morötesi) ışıkları da görür.

Gemilerin alabora olmamak için dibinde safraları (ağırlıkları] vardır. Balığın safrası ise yukarıdadır. Balık düzgün yüzmek için bu safrasını dengelemek zorundadır. Su içinde öldüğünde ters dönmesinin sebebi budur.

Balıklar su içinde boğulabilir de. Onların da oksjjene ihtiyaçları vardır. Solungaçları yeteri kadar oksjjen almıyorsa yaşamlarını sürdüremezler.

Kedi balığının 27 bin tat alma duyargası vardır. Bunlar sadece ağız içinde değil, bütün vücutta olabilir. İnsanların tat alma duyargaları 9 bin adettir.

Balıkların sürü halinde yaşadığını biliyoruz. Ama nasıl uyum içinde hareket ediyorlar acaba? On binlerce balık, sürünün tam ortasındaki balığı takip eder. Baş balerin odur.

Dünyanın en büyük balığı, dev balina köpek balığıdır. Uzunluğu 18 metreyi, ağırlığı 25 tonu bulur. Dört binden fazla dişi vardır. Sadece kril ve planktonlarla beslenir (Planktonlar mikroskopik canlılardır. Çıplak gözle görülemezler).

Dünyanın en korkunç balığı, Brezilya akarsularında yaşayan “piranha”lardır. Yerel dillerde anlamı “makas”tır. Gerçekten de makas gibi dişleriyle diğer balıkları, böcekleri, meyveleri hatta at gibi büyük canlıları bile kolaylıkla parçalayıp yerler. Ama suya düşen insanları yedikleri görülmemiştir. Filmlere inanmayın.

Japon denizlerinde yakalanan “fugu” adlı balık, son derece zehirlidir. Ama Japonlar balığın tadını çok severler. Zehiri balıktan çıkarmak için özel bir okulda beş yıl eğitim görülür. Sertifika aldıktan sonra bu balığı işleme hakkı elde edilir.

Bütün dünyada 32 binden fazla balık türü vardır. Derin denizlerdeki balıkları henüz keşfedemedik. Bilim insanları, derin denizlerin sadece yüzde l’ini gözlemlemiştir. Belki milyonlarca tür, keşfedilmeyi bekliyor olabilir.

Kasırgalar bazen denizlerdeki balıkları yukarı çekip karalara bırakır. Balık yağmuru denen bu doğa olayı binlerce yıldır vuku bulmaktadır. MS l’inci yüzyılda Roma’da bu olayı anlatan belgeler ortaya çıkarılmıştır.

Yarasa balığı adı verilen bir tür Hollyvvood aktörlerini aratmayacak bir beceriye sahiptir. Bu balık, tehlikeyi gördüğünde ölü taklidi yaparak hayatını kurtarır.

ABD’de 40 milyon kişi, profesyonelce veya amatörce balıkçılıkla uğraşır. Ancak sıkı kurallar konmuştur. Amatörler her yıl 17-20 dolara balık tutma izni almak zorundadır. Tutacakları balık da sayıyla sınırlıdır.

Birleşmiş Milletler’in uzmanlık kuruluşu olan ve 1943’ten beri faaliyette olan Gıda ve Tarım Örgütü FAO (Food and Agriculture Organization) istatistiklerine göre bütün dünyada 38 milyon ticari balıkçı bulunuyor. Balıkçılık ve balıkçılıkla ilgili işlerde çalışanların sayısı ise 500 milyon.

Dünya çapında vahşi ortamlarında yakalanan ve pazarlanan balık ürünlerinden kişi başına yılda 18.9 kilo düşer. Buna balık çiftliklerinden gelen 9.5 kilo ürünü de eklemek gerekir.

ALEV RIGEL




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir