İşte kanser ve yaşlılığın şifrelerini çözecek kadın

İşte kanser ve yaşlılığın şifrelerini çözecek kadın

TÜRK bilim kadınlarının uluslararası arenada her geçen gün sesleri daha çok çıkıyor. Hemen her alanda göğsümüzü kabartan bilim kadınına rastlamak mümkün. Bunlardan biri de ODTÜ’lü Doç. Dr. Nurcan Tunçbağ. 36 yaşındaki Tunçbağ, kanserin şifrelerini çözmeye yönelik çalışmalarıyla “Uluslararası Yükselen Yetenek” ödülünü Türkiye’ye getirdi, k’öreal’in UNESCO işbirliğiyle 21 yıldır sürdürdüğü “Bilim Kadınları îçin” programıyla her yıl beş kıtada 15 bilim kadınına verdiği ödülü aldı. Kişiye özel kanser tedavisinde önemli bir aşamaya gelen Tunçbağ, beş yılın sonunda klinik uygulamalara geçmeyi hedefliyor. Çalışmanın klinik düzeye gelmesi dünya genelinde yıllık 1.5 trilyon dolara ulaşan kanser faturasını ciddi oranda düşürecek. Ayrıca çağın vebasının işgücünde yarattığı büyük kayıp telafi edilecek ve ilaç harcamaları ciddi oranda gerileyecek. Tunçbağ, kanserin yanı sıra yine çağın en önemli gündemi yaşlılığa da el atmış durumda. Yaşlılığın dilini çözmeye yönelik modellemeleri yazmaya başlamış bile. Nurcan Tunçbağ’la bilim kadını olma yolculuğunu, araştırmalarının ekonomiye sağlayacağı katkıları ve laboratuvarım nasıl fonladığını konuştuk…

Bilim kadını olma yolculuğunuz nasıl başladı?

Henüz okula başlamadan kendi kendime abimin kitaplarına bakarak okuma yazma, dört işlem, saat okuma gibi konuları öğrenmiştim. Sonrasında hep matematik ve fen branşında ilerledim. Üniversite sınavında ÎTÜ Kimya Mühendisliği’ni kazandım. Hastalıkların nasıl oluştuğu, hücrelerde nelerin değiştiğine ilişkin merakım vardı. Üniversiteyi bitirdikten sonra ITÜ’de kalıp yüksek lisans yapabilirdim.

İlgi ve merakımı gören danışman hocam, “kendine yeni ufuklar aramalısın” diyerek beni biyoenformatik alanına yönlendirdi. Ben de yüksek lisans ve ardından da doktora için Koç Üniversitesi’ne gittim. Danışman hocalarım dünya çapında bilinen, biyoenformatik alanında çok önemli araştırmacılar Prof. Özlem Keskin ve Prof. Atilla Giirsoy’du. Doktoramı bitirdikten sonra Amerika’da MIT’ye başvurdum. Araştırmalarım kuvvetliydi. Genlerle ilgili genellikle herkesin bir fikri vardır. Protein denince akla et, süt, yumurta gelir. Ama aslında bilim dilinde protein hücrc demektir. Elimde proteinler ve genler arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalar vardı. Şöyle ki: hücrelerin temel taşı proteinler. Bunların arasındaki iletişim hücredeki fonksiyonları yerine getiriyor. Benim yaptığım çalışmalar birbirleri arasındaki etkileşimleri ortaya koymaktı. Protein-protein etkileşimlerinin büyük ölçekli tahmini ve yapısal detaylarının belirlenmesi üzerine yüksek performanslı bir algoritma geliştirdik. Hastalıkların tedavi sürecinde ilacın hedefi olabilecek bölgeleri bulmak ya da proteinlerin oluşturduğu etkileşimlerin neden olduğu hastalıkları keşfetmek gibi. Bahsettiğim araştırma yayınlandığında 250 gibi önemli sayıda atıf aldı. Türkiye’de Avrupa standartlarına sahip koşullarda ve kişilerle çalıştım. MIT’de de öyle oldu.

MIT sürecinde benzer bir araştırmanız oldu mu?

Evet, hatta bir yazılım çıkardık. Özellikle beyin kanseri üzerine yaptığım araştırmalarda kişiye özel tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde kullanılacak modelleme teknikleriydi. 2016’da makale olarak yayımlandığında o yılın en fazla ulaşılan ilk 50 makalesi arasında yer aldı. Lisanslan-mış olan yazılıma dönüştüğünde Mayo Clinic’le ortak bir proje yaptık. Beyin kanseri türünün tedavi sürecinde kişiye özel tedavilerin mümkün olduğu deneysel olarak kanıtlandı. Haziran 2014’te Türkiye’ye döndüm. TÜBİTAK’ın Tersine Beyin Göçü Programı kapsamında başvurumu yaptım. O fondan faydalanarak ODTU’den kabul aldım. Ve üniversite için laboratuvarımı kurdum. Şu anda 11 bin kanser hastasının bilgisinin olduğu veri tabanını kullanıyorum. Genler ve proteinlerdeki hataları, mutasyona uğramalarını tespit ediyoruz. Belli gruplandırmalar yaparak o duruma özgü tedaviler olabileceğini söylüyoruz. Deneysel doğrulamalar yapıyoruz. Henüz uygulamaya geçecek aşamaya gelmedik. Klinikte uygulamaya geçmek için önümüzde 5-10 yıllık bir süre-. miz var. Uygulamaya geçtiğinde kişiye özel v tedavi stratejileri gelişmiş olacak.





Dünyada kansere yaklaşık 1.5 trilyon dolar harcandığı tahmin ediliyor. Tedaviye geçildiğinde bu fatura üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

Öncelikle hastanın normal hayatına dönüşünü hızlandıracak. Dolayısıyla işgücüne önemli bir katkısı olacak. Uygun tedavinin kullanılması, üaçlarm kullanımım azaltacak. Bu alandaki harcamaları önemli oranda düşüreceğini düşünüyorum. Çalışmalarımızla ilgili olarak şu ana kadar ilaç firmalarıyla görüşmedik. Ama Sağlık Bakanlığı’na bağlı ilaç kurumuyla görüşmemiz oldu. Onlar da projelerimizi destekleyeceklerini, bizi takipte olduklarını söylediler.

Uluslararası yükselen yetenek ödülünün size nasıl bir katkısı oldu?

L’oreal-UNESCO ödülü sonrasında yoğun bir ilgiyle karşılaştım. Akademik taraftan birlikte çalışma teklifleri geldi. Bu kadar ilgi göreceğini tahmin etmemiştim. Akademik dünya, bu çalışmaları biliyordu ama halkın duyması, ilgi göstermesi motivasyonumu artırdı, ödül aynı zamanda 75 bin TL’lik maddi desteği kapsıyor. Bu bizim için önemli bir bütçe. Diğer taraftan TÜBİTAK’ın fonlarından destek alıyoruz.

Avrupa Birliği fonlarını takip ediyoruz. Türkiye’ye dönüşte 330 bin TL’lik bir fon almıştık. Bu sayede laboratuvarı kurduk. TÜBİTAK tarafından desteklenen iki projemiz var. Biri 400 bin TL, diğeri 720 bin TL tutarında. Şu anda tüm projelerimizi bu fonlarla karşılıyoruz. Bundan sonrası için yine AB projelerine odaklanmış durumdayız. Buradan alacağımız fonlarla Türkiye’deki araştırmalarımıza bütçe yaratmak istiyoruz. İki yıl sonra kanserle ilgili bir veri seti geldiği zaman, hastaları gruplamış ve en iyi tedavi yöntemini tespit etmiş olmayı hedefliyoruz. Beşinci yıldan sonra ise klinik düzeyde uygulamaya geçmek istiyoruz.

Futbol meraklısı

Bir bilim kadını nasıl dinlenir, nasıl eğlenir? Gün boyunca yazılımlar, hastalıklar, çağın vebası kanser derken kafayı boşaltmak için neler yaptığını soruyoruz Nurcan Tunçbağ’a ve tam bir futbol düşkünü olduğunu öğreniyoruz. “Sıkı bir GS taraftarıyım. Küçükken futbol oynamışlığım da var. Şimdi iyi bir izleyiciyim. Fanatik değil analiz ederek izleyenlerdenim. Taktikleri karşılaştırıyor sonrasında üzerine yorumlar yapıyorum. Beraber izlediğim, futbol konuştuğum ve maça gittiğim bir grubum var.”

Modellemeler üzerinde çalışıyor

Doç. Nurcan Tunçbağ kanserin şifrelerini çözmeye yönelik çalışmalarını yürütürken diğer taraftan da yaşlılık üzerine düşünmeye başlamış. Yaşlılığın şifrelerini çözmekle ilgili ilk çalışmalarına da başlamış: “Yaşla beraber gelen ve hatta artan hastalıklar var; Alzheimer ve kalp hastalığı gibi. Bununla ilgili analizler üzerinde çalışıyorum. Modellemelerle nasıl analiz edilebileceğini inceliyorum. Yeni yazmaya başladığım proje aynı zamanda yaşlanmayla kanser arasındaki bağlantıyı gösterecek.”

Bilimden korkmayın

Nurcan Tunçbağ bilim dünyasıyla çok erken yaşlarda tanışmayı tavsiye ediyor. Bunun sadece fen dersleriyle bağlantılı olmadığını söylüyor. Verilerin ve programların diline aşina olmak için kodlama eğitimine ilkokul seviyesinden başlanması gerektiğini düşünüyor. “Çünkü gelecek bunun üzerine kurulu. Büyük verinin, sosyal ağların analizini anlamlandırılabilmesi gerekiyor. Ben öğrencilerime öncelikle bu dersi veriyorum. Bilerek gelmiş olsalar, çok daha hızlı yol alacağız.”

Toplumda veri dünyasıyla daha çok erkeklerin ilgilendiği gibi bir anlayışın hakim olduğunu ama aslında bunun öyle olmadığını söyleyen Tunçbağ, bu alanda çok fazla ilham verici kadın örneği olduğunu hatırlatıyor: “Ben şanslıyım bilim dünyasında kadın olarak zorluk çekmedim. Daha çok genç görünmenin getirdiği zorluklar oldu. Hatta bu nedenle eğlenceli anılar da biriktirdim. Bir öğrencim ABD’ye staja gitmişti, birlikte çalıştığı hocasıyla bir konferansta tanıştık. Merhabalaştık, öğrencim hakkında konuşurken ‘Bunu hocanıza iletir misiniz’ diyerek kartvizitini uzattı. ‘Benim’ dedim ama anlamadı ve gitti. Biraz sonra şaşkınlıkla gelip özür diledi…”

Çiğdem Yücesoy Subaşı




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir