Ürün etiketlerinin gıda israfına etkisi

Ürün etiketlerinin gıda israfına etkisi

SATIN aldığımız paketli yiyecek maddeleri üzerindeki bilgiler ve tarihler, bize rehberlik eder. Ürünün içeriği kadar son kullanma tarihleri de belirtilir. Çoğumuz bu tarihlere bakmayız bile. Ama önemli bir kesim de bu tarihler üzerinden mutfağını titizlikle yönetir. Pekiyi son kullanma tarihi, acaba o ürünün söz konusu tarihte çöpe atılacağı anlamına mı gelir?

Avrupa ağırlıklı yayın yapmakla birlikte, dünya çapında 151 ülkede 330 milyondan fazla hanede izlenen Euronevvs haber kanalının araştırmasına göre, ürün etiketlerinin daha özenli ve bilinçli yazılması halinde yiyecek israfının yüzde 10-15 arasında azalacağı anlaşıldı. Avrupa’da yılda 88 milyon ton olan yiyecek israfının en az yüzde 10’u, tüketicinin son kullanma tarihini yanlış değerlendirmesinden kaynaklanıyor.

ABD’de ve Avrupa’da kafa karıştıran iki tarih var. Biri “optimum kalite için …. tarihinden önce tüketin” (best before), diğeri ise “herhangi bir sağlık riski olmaksızın …. tarihine kadar yiyebilirsiniz” (use by) ifadesi. Örneğin bir bisküvi paketini ele alalım. Optimum kalitede tüketmek için konan tarih, bisküvinin çıtır çıtır, tüm lezzetiyle yenebildiği tarih oluyor. Ne de olsa üretici şirketler, müşterinin bayat bisküvi yemesini istemezler. Bu tarih uzun olmaz.

Ancak bisküvinin sağlık riski olmadan yenebildiği tarih daha uzundur. Belirtilen bu tarihten sonra bisküvinin yenmesi, sağlık açısından sakıncalıdır. Çünkü bisküvi artık bozulmaya başlamıştır.

Avrupalı tüketicilerin yüzde 49’u, bu tarihlerin belirgin bir şekilde açıklanması halinde evlerinde daha az yiyecek israfı olacağını kabul ediyor. Yüzde 51’i ise bu tarihlerin kafa karıştırdığını ve gerçek anlamlarının ne olduğunu bilmediklerini itiraf ediyor, bu iki tarihi birbirine karıştırıyor. Ayrıca yüzde 30’luk bir kesim, ürünün türüne bağlı olarak son tarihlerine karar verdiğini söylüyor. Kurutulmuş gıdalarda tarihlere esnek baktıklarını ama çabuk bozulabilen et, balık, süt gibi ürünlerde son tüketim tarihini bile beklemediklerini ifade ediyor. “Optimum kalite için … tarihinden önce tüketin” ifadesinde tüketicinin aklı hayli karışık.

Yüzde 29, bu tarihten sonra ürünün çöpe atılması gerektiğini düşünüyor. Oysa bu, yanlış. “Fikri olmayanların” ve “tarihe aldırış etmeyenlerin” oranları hayli düşük.

Belçika’nın en eski tüketici derneği “Test Achats”ya (Alışveriş Testi) göre her iki tarihin, benzer iki üründe farklı yer almasının, tüketiciyi yanlış yönlendirdiğini ileri sürüyor. Derneğin halk ve medya ile ilişkiler sorumlusu Julie Frere şöyle söylüyor: “Markası değişik ama aynı olan iki üründe belirtilen tarihler bile birbirinden farklı olabiliyor. Tüketici bu durum karşısında nasıl şaşırmasın? Bir şirket, ürününün ömrünü üç ay, diğeri dört ay gösteriyorsa, bu çelişki nasıl açıklanabilir? Aynı ürünü piyasaya süren iki şirketin, diyelim ki A ve B şirketinin, ürünlerine farklı ömür biçmesi kadar anlamsız bir şey olamaz. Bu durumda tüketici, A şirketinin ürününü üç ay sonra atarken, B şirketinin ürününü alan müşteri dört aya kadar istediği zaman kullanabilecek.”

Marketlerin stratejisi, son kullanma tarihi yaklaşan ürünlerin fiyatını düşürmek, yine de satılmıyorsa, hayır kurumlarına bağışlamak şeklinde. Avrupa Komisyonu’nun, “Çiftlikten Çatala” (Farm to Fork) İnisiyatifi, yanlış anlamaları ortadan kaldıracak modeller üzerinde çalışıyor.





Fransa, bu alanda tek başına ciddi tedbirler alıyor. Artık herkesin cep telefonu var. Neden özel bir uygulama ile yiyecek israfı azaltılmasın? “Too Good To Go” (Atılmayacak Kadar îyi) adını verdikleri uygulamayı telefonuna indiren herkes, bulunduğu yerin yakınlarındaki restoranlarda veya marketlerde satılmayan yiyecekleri çok düşük fiyata satın alabiliyor (Zaten Fransa’da satılmayan besin maddelerinin çöpe atılması yasak). Neden İngilizce bir uygulama. Çünkü ilk kez 2017 sonlarında İngiltere’de ortaya çıktı. Fransa, İsviçre, İspanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesine yayıldı. Bu uygulama ile yiyecekleri, marketlerden yapacağınız alışverişin üçte birinden daha azına satın alabiliyorsunuz. Bunda son kullanma tarihleri de yok. Üstelik yiyeceklerin çöpe gitmesini de önlemiş oluyorsunuz.

İngiltere’nin “Kaynaklar ve İsraf Eylem Programı”nın istatistiklerine göre yiyeceklerin yüzde 33’ü ya tüketici tarafından çöpe atılıyor ya da soğuk zincirde bozulup gidiyor (Soğuk zincir, soğutulması zorunlu gıdalar için gerekli sıcaklık limitlerinin düzenlenmesini ifade eder. Örneğin et ve balık -18 santigrad derecede, taze et en fazla 4 derecede, süt ve süt ürünleri de en fazla 8 derecede muhafaza edilmelidir. Ama bu ürünler, üretim tesislerinden market raflarına kadar başka bir sıcaklık derecesinde asla bulunmamalıdır).

Avrupa Birliği’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun, tarihler konusunda 2022’de bir dizi kural getirmesi bekleniyor.

BİZDE ETİKETLEME

Türkiye’de etiketleme, 1980’lerin sonlarına doğru uygulanmaya başladı. Hatta ürün paketleri üzerinde iki değil, üç tarih bulunuyordu. Birincisi “üretim tarihi”, “İkincisi “piyasaya sürüm tarihi”, üçüncüsü “son kullanma” tarihi. Bu kadar titiz davranılmasının sebebi, o yılların imkanlarında ürünlerin kolay bozulmasıydı. Fiziksel etkenler, sıcaklık, ışık, su ve havalandırmanın etkileri, uygun olmayan ambalaj, taşıma, depolama, biyolojik etkenler, bakteri, küf gibi mikrobiyolojik etkenler, böcekler, kuşlar ve yazmaya elimizin varmadığı kemirgenler gibi makrobiyolojik bulaşıktık, kimyasal etkenler, oksidasyon, yağ bozulması gibi değişimler yüzünden ürünler, paketli olsalar bile bozulabiliyor. Bu ürünlerin dayanıklılığına biz, “raf ömrü” diyoruz.

Fakat son yıllarda bizim de şaşırdığımız iki tarih ortaya atıldı. “Son kullanma tarihi” ile “Tavsiye edilen tüketim tarihi”. Bu kafa karışıklığı, Türkiye’de de gıda israfına neden oluyor. Son kullanma ya da son tüketim tarihi, o gıdanın sağlıklı ve güvenilir bir şekilde tüketilebildiği son tarih. Tavsiye edilen tüketim tarihi ise optimum kalitede tüketilebilecek son tarihi ifade ediyor. Tavsiye edilen tüketim tarihini geçen ürünleri hemen çöpe atmamak gerekiyor. Bu tarihten sonra gıda, bazı özelliklerini kaybedebilir ama sağlığı olumsuz etkileyecek bir durum söz konusu olmaz.

Raf ömrünü uzatmak için değişik yöntemler var. Bartın Üniversitesi’nden Aytunga Budak Bağdatlı ve Celal Bayar Üniversitesi’nden Semra Kayaardı’nın makalelerine göre hava geçirmeyen ürün paketlerinin içine karbondioksit ve nitrojen (azot) basılması gibi. Bunlar zararlı değil ama maliyeti ve taşıma masraflarını artırıyor (Bu da tüketiciye yansıyor). Ayrıca sıcaklık kontrolü gerektiriyor, özel teçhizat ve eğitim ihtiyacı doğuyor. Paketin delinmesi, zarar görmesiyle de tüm yararları ortadan kalkıyor.

Şunu unutmamak gerekir ki, dünyada kaynakların azaldığı, gıda israfının arttığı bir dönemde bilinçli bir tüketim zihniyeti içinde olmak zorundayız.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir